Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri


sayfa1/4
ed.ogren-sen.com > Tıp > Evraklar
  1   2   3   4


TEMEL BİLİŞSEL-DAVRANIŞÇI TERAPİ MODELLERİ

ELLIS, LAZARUS VE MEICHENBAUM
Dr. Berna Paker*
Bilişsel-davranışçı terapi aktif, direktif, nispeten kısa zamanlı ve programlanmış bir terapi yaklaşımı olup, özellikle depresyon, endişe rahatsızlıkları ve kişilik bozukluklarının tedavilerinde efektif olan bir tedavi akımıdır. Teorik rasyoneli insanların duygu ve davranışlarının özellikle olaylara bakış açılarından, yorum ve düşüncelerinden etkilendiği üzerine kurulmuştur. Aynı şekilde düşünce, duygu ve davranış ve fizyolojik tepkilerin hepsinin birbirini etkilediği, salt olarak tek başlarına var olmadıkları öne sürülmüştür. Bu bağlamda, düşünceler ve inançlar, duygu, davranış ve fizyolojik tepkileri etkilediği gibi onlardan da etkilenirler. Yine aynı doğrultuda, duygular, düşünce, davranış ve fizyolojik tepkilerden, davranışlar ve fizyolojik tepkiler de düşünce ve duygulardan etkilenirler. Terapötik teknikler, düşünce hatalarını düzeltmek, fonksiyonel ve sağlıklı olmayan inanç ve şemaları gerçeklik testlerine tabi tutarak değiştirmek ve dolayısıyla bireyleri sağlıksız duygu ve davranışlardan arındırmaya çalışmak üzerine planlanmıştır. Sağlıklı ve işlevsel boyuta geçirilen inanç ve düşünceler, davranışçı terapi yöntemleriyle desteklenerek kalıcılıkları güçlendirilir. Davranışlardaki istenilen değişiklikler, işlevsel düşünceleri daha da kuvvetlendirerek kalıcılık olasılıklarını arttırırlar. Genel hedef, kişilerin zaman içinde kendi kendilerinin terapisti olmalarını ve var olan ya da sonradan ortaya çıkabilecek olan yanlış inançlarını kendi başlarına zayıflatarak, sağlıklı olmayan duygu ve davranışlarını önlemeye çalışmalarını sağlamaktır.
Bilişsel-davranışçı terapinin birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde efektif olduğu görülmektedir. Geniş kapsamlı bir terapidir; hem şimdiki zaman, hem geçmişi kapsar, hem bilişsel, hem davranışçı, hem de duygusal yöntemlere sahiptir ve hem durumsal hem de karakteristiktir. Genellikle teorik bir rasyonele bağlı kalan integratif tedavi yöntemlerini kullanır ve müdahalelerini hastaya ve problemlerine göre uyarlar.
Bilişsel-davranışçı terapi akışı ve mantığı basit görünse de, uygulanması tahmin edilenden daha zor ve karmaşıktır. Bilişsel-davranışçı terapi, belirli bir düzen, disiplin ve format gerektirdiğinden, işlevsel olmayan düşünce ve inançların ortaya çıkarılması ve sorgulanmasında ince beceriler gerektirdiğinden, bu yaklaşımı süpervizyon eğitimi almadan uygulamak, terapisti içinden çıkılması zor durumlarda bırakabilir. Bilişsel-davranışçı terapinin bütün diğer terapi akımlarında olduğu gibi, psikotik, borderline ve eğitim ve zihinsel kapasiteleri düşük kişilerde etkisi daha sınırlıdır.
Son yılların en ilgi çeken ve entegre terapi akımlarından olan bilişsel-davranışçı terapi, 55 yıllık bir tarihçeye sahip olmasına karşın çok sayıda terapistin önemli katkılarıyla büyük gelişmeler kaydetmiştir. Bilişsel-davranışçı terapinin teori, araştırma ve uygulamadaki ilerlemesinde önemli yer kaydedenlerin listesi bir hayli uzundur: David Barlow, Aoron Beck, Ivy Blackburn, David Burns, J. Cautela, David Clark, Windy Dryden, Albert Ellis, G. Emery, M. Goldfried & A. Goldfried, Keith Hawton & John Kirk, Arnold Lazarus, R. Lazarus, M. Mahoney, M. Maultsby, R. McMullin, Donald Meichenbaum, R. Novaco, D. Rimm, J. Rush, Paul Salkovskis, Martin Seligman, B. Shaw, J. Teasdale, D. Turk v.b. Ancak, birer bilişsel-davranışçı terapi model ve teorisi sunmuş olanlar Beck, Ellis, A. Lazarus, Mahoney ve Meichenbaum gibi daha sınırlı sayıda psikoterapisti kapsamaktadır.
Smith’in (1982) bir çalışmasında, en etkili on psikoterapistten dördünün (Ellis, Lazarus, Beck ve Meichenbaum) bilişsel-davranışçı olduğu görülmektedir. Bir başka araştırmada (Heesacker, Heppner ve Rogers, 1982) ise psikoloji alanında hâlâ etkilerini sürdüren ve sık sık kaynak olarak gösterilen yazar, kitap ve makaleler incelenmiştir. Bu çalışmada, 1980-1982 yılları arasındaki, üç temel danışmanlık psikolojisi dergisinde (The Counseling Psychologist, Journal of Counseling Psychology ve Personnel and Guidance Journal) 14.000’e yakın referansın frekans analizleri yapılmıştır. 1957 yılından bu yana en fazla katkıda bulunan ve referans olarak gösterilen yazarların ilk onunun içinde birinci sırada Ellis, altıncı sırada Meichenbaum ve dokuzuncu sırada Mahoney yer almaktadır. Yine aynı araştırmada, bu üç psikolojik danışmanlık dergisinde, 1980-1982 yılları arasında 1957’den bu yana kaynak olarak gösterilen kitaplar arasında ikinci sırada Meichenbaum’un Cognitive-Behavior Modification: An Integrative Approach (1977), üçüncü sırada Ellis’in Reason and Emotion in Psychotherapy (1962) ve yedinci sırada Mahoney’nin Cognition and Behavior Modification’ı (1974) olduğu görülmektedir.
Bilişsel-davranışçı terapilerde muhtemelen en önemli yeri tutan terapi modellerinin yaratıcıları Beck, Ellis, Meichenbaum ve Arnold Lazarus’tur. Beck’in modeli diğer bölümlerde ele alındığından, bu bölümde diğer üç psikoterapistin klinik modelleri sunulacaktır. Bu modellerin doğal olarak benzerlikleri, farklılıklarından daha fazladır.
ALBERT ELLIS - RASYONEL EMOTİF DAVRANIŞÇI TERAPİ (REDT)
Bilişsel-davranışçı terapinin felsefesinin başlangıcı Stoik filozoflardan Epiktetüs’e kadar uzansa da, ilk terapi uygulamaları 1955’de Albert Ellis tarafından gerçekleştirilmiştir (Ellis, 1985). Bu yüzden kendisi bilişsel-davranışçı terapinin kurucusu ya da büyükbabası olarak anılmaktadır.
Ellis, kendi psikoanalitik eğitiminden sonra uzun seneler klasik psikoanalitik, psikoanalitik yaklaşımlı ve eklektik-analitik terapi uygulamış, fakat hastaların problem çözümlerinde istediği etkinliğe ulaşılmadığını görüp, daha etkin ve verimli olarak nitelendirdiği o zamanki adıyla Rasyonel Terapiyi (RT) kurmuştur (1955). Ellis, terapi formasyonunda felsefe alanında en çok Epiktetüs, Marcus Aurelius, Kant, Spinoza, Popper, Russell, Heidegger, Tillich, Korzybski’den, psikoloji alanında ise Karen Horney, Alfred Adler, George Kelly ve davranışçı akımdan Dunlop, Jones ve Watson’dan etkilenmiştir (Ellis, 1962).
Bugün önde gelen bilişsel-davranışçı terapistlerin bir çoğu (Goldfried ve Davison, 1976; Greenwald, 1973; A. Lazarus, 1971, 1976, 1981; R. Lazarus, 1966, Mahoney, 1977; Masters ve Rimm, 1974; Meichenbaum, 1977; Raimy, 1975) Ellis’in öncülüğünü yaptığı yolda ilerlemişlerdir. Beck (1963, 1967, 1976a, 1976b) ve Bandura (1977) gibi çok az sayıda bilişsel-davranışçı teorist, terapist ve araştırmacı çalışmalarının başlangıcında REDT’den etkilenmeden ve ondan bağımsız olarak REDT’nin prensip ve uygulamalarına benzer çalışmalar yapmıştır. Bugün bilişsel-davranışçı terapi alanında en çok yayını olan kişi Ellis’tir; 60 kadar kitabı ve 700’ü aşkın makalesi yayınlanmıştır. Ellis bilişsel-davranışçı terapi uygulamalarına endişe bozuklukları ve ilişki problemleri tedavisi ile başlamış, sonraları tekniklerini depresyon, kişilik bozuklukları ve agresyon sorunları v.b. için kullanmıştır.
Ellis’e göre bireyin sahip olduğu inançlar, yıllar içinde oluşturduğu kavramlar, düşünceler ve aklına gelen imajlar onun bir durum içinde nasıl hissedeceğini ve davranacağını büyük ölçüde etkiler. Dolayısıyla, terapideki iki temel amaç, (1) bireyin bir durumla ilgili gerçek dışı ve mantıklı olmayan, kişiye fayda sağlamayan, sağlıksız düşünce, tutum, inanç, varsayım, yorum ve duygularını ortaya çıkarmak, (2) bu mantıklı olmayan, katı ve kuralcı (irrasyonel) düşünce ve inançların yerine mantıklı olan, gerçekçi ve esnek (rasyonel) düşünceleri yerleştirmek ve kişinin sık sık ve kuvvetli yapılan bilişsel sorgulama ve davranışsal uygulamalarla bu yeni düşünceleri pekiştirerek sağlıklı düşünce ve davranışlar edinmelerini sağlamaktır (Ellis, 1994).
REDT’nin ABC Modeli
Ellis’in ABC teorisi rahatsızlıkların nasıl ortaya çıktığını gösterir. Bu teori, genelde düşünüldüğü gibi duygusal rahatsızlıkların direkt olarak olaylardan değil de, olaylara bakış açılarından etkilendiğini vurgular. Kişi A noktasında düşünce, duygu ve davranışlarını tetikleyici, harekete geçirici bir olay yaşar, B noktasında bu olayla ilgili dogmatik, irrasyonel, gerçek dışı ispatlanamayan, sağlıksız, yıpratıcı ve zararlı düşünceler (ve/veya kavramlar, inançlar, görüntüler) düşünür ve C noktasında da yıpratıcı, sağlıklı olmayan, yoğun duygu ve davranışlar içine girer. Terapide amaç, kişiyi B’deki bu dogmatik ve hatalı düşüncelerin farkına vardırmak ve D noktasında bilimsel yöntemlerle bu düşüncelerin doğru ve pragmatik olmadığı göstermektir. E noktasında ise B noktasındaki irrasyonel düşüncelerin, inanç ve varsayımların yerine rasyonel, gerçekçi, yapıcı ve katı kurallar içermeyen düşünceler yerleştirilir. Sonuçta iyileşmenin göstergesi olan sağlıklı duygu ve davranışlara son basamak F noktasında ulaşılır (Ellis, 1973, 1994).
REDT’DE Rasyonel ve İrrasyonel Düşünce Tanımı
REDT teorisinde düşünce, inanç ve “inanç sistemi” kavramları temel teşkil eder. Bu düşünceler (1) kişinin farkında olduğu, (2) o anda farkında olmadığı veya (3) genelde inandığı soyut kavramlardır. Kişi hem rasyonel, hem de irrasyonel düşünce ve inançlara sahiptir ve ne zaman irrasyonel düşünceler, rasyonel düşüncelerden kuvvetli ve üstün gelirse, işte o zaman duygusal ve/veya davranışsal problemler yaşanır. REDT’ye göre insanoğlu hem gerçekçi ve akılcı düşünme, hem de mantıksız düşünme kapasitesiyle doğmuştur. İnsan büyürken, toplumdan ona empoze edilen bir çok yanlış inanışı öğrenir ve kendi kendine yaptığı oto-telkinlerle kuvvetlenmelerini ve devam etmelerini sağlar. Ama REDT’ye göre insan geçmişinin “kurbanı” değildir ve doğrulanamayacak hipotezler olan irrasyonel inançlardan bilimsel sorgulama yöntemleriyle arınması mümkündür. Bir başka deyişle, insan çocukken içselleştirdiği ama sonra ona zarar veren bir çok görüş ve değerleri çok çalışarak değiştirebilir, yoğun duygusal problemlerden kurtulabilir ve daha istediği doğrultuda davranışlarda bulunabilir.

REDT teorisine göre rasyonel düşünce:


  1. Doğrudur. Gerçekle tutarlılık gösterip, delillerle ispatlanabilir, mantıklıdır.

  2. Mutlak değildir. Gereksinim ve katı kurallar değil de, gerçek hayatla bağdaşan daha esnek bir bakış açısı, istek, arzu ve tercih belirtir. Örneğin, “Başarılı olmak istiyorum ve bunu sağlamak için elimden geleni yapacağım, ama ille de başarılı olmalıyım diye hayatta bir kural yok” gibi.

  3. Aşırı yoğun olmayan, sağlıklı duygu ve davranışlarla neticelenir. Ellis sağlıklı ve uygun duygular ile sağlıksız ve uygun olmayan duygular arasında bir ayırım yapmıştır. Sağlıklı olmayan en belirgin duygular endişe, depresyon, suçlama ve öfke olup, bunların karşılığında sağlıklı olan duygular, tedirginlik, üzüntü-burukluk, pişmanlık ve kızgınlıktır. Olumsuz, yolunda gitmeyen olaylar karşısında REDT modeli, kişinin mutlu ve nötr duygular içine girmesini sağlıklı bulmaz ve önermez. Uygun olan, olumsuz olaylarla karşılaşan kişinin olumsuz ama sağlık boyutunu aşmayan duygular yaşamasıdır. REDT, bireyin, düşünce ve inançlarını rasyonel boyutta tuttuğu sürece, olumsuz ama sağlıklı duygular içine gireceğini, onları klinik anlamda rahatsızlık boyutuna sokmadan kontrol edebileceğini öne sürer. Yine bu bağlamda, kendine, başkalarına ve hayata rasyonel bir bakış açısıyla yaklaşan kişi, sağlıklı olmayan, aşırı veya kaçma-kaçınmayı içeren davranışlardan da uzak kalacaktır.

  4. Amaca ulaşılmasına yardımcıdır. Rasyonel inanç ve düşünceler içinde olan kişi, hayattan daha tatmin olur, amaçlarına ulaşmakta kolaylık yaşar, çevresiyle çekişmesini aza indirger ve kendisi için önemli, zevkli uğraşılar içine girer.


İrrasyonel düşünce özellikleri ise yukarda belirtilenlerin tam tersidir:


  1. Doğru ve gerçek değildir. İspatlanamaz, aşırı genellemeler içerir, yanlış varsayım ve yorumlardan ibarettir.

  2. Kesin ve katı nitelikli kural ve komutları içerir. Olabilirlik yerine mutlakiyet ve emirleri kapsar.

  3. Sağlıksız ve uygun olmayan duygu ve davranışlarla sonuçlanır.

  4. Kişiyi amaçlarına ulaşmaktan uzaklaştırır veya alıkoyar. Kişinin sağlıksız olan yoğun düşünce, duygu ve davranışları, onun problemlerini çözüme ulaştırabilmesini ve mutlu olabilmesini güçleştirir.


Bilimsel, ispatlanabilir, doğru ve fonksiyonel olmayan bu düşünceler, kişinin gelişim sürecinde ailesinden, çevresindeki diğer insanlardan, eğitiminden, kitaplardan ve medyadan öğrendiği, kişinin hâlâ derinden inandığı, ama kendisine zarar veren kavramlardır. Bu yüzden de, çeşitli duygusal ve davranışsal rahatsızlık ve problemlerin devam etmesine veya yaratılmasına yol açarlar (Ellis ve Harper, 1975).
REDT’de Genel İrrasyonel Düşünce Sınıfları
REDT teorisinde irrasyonel inançların kaynağını mutlakiyet özelliği taşıyan düşünceler (-meli, -malı’lı düşünceler) teşkil eder, diğer sınıflardaki düşünceler, hep bu temel sınıftan türemişlerdir.

İrrasyonel düşünceler dört ana kategoriye ayrılır:


  1. Mutlak düşünce ve emirler: Bunlar, kişinin “mutlaka” olması gerektiğine inandığı, kendine, başkalarına ve hayata yönelttiği fikirlerdir. Örneğin, a) “Mutlaka başarılı olmalıyım”, b) “Başkaları beni onaylamalı”, c) “Yaşam şartlarım kolay olmalı, rahatsızlık yaşamamalıyım”, “Hayat adil olmalı” gibi.

  2. Facialaştırma, felâketleştirme, olayları katastrofik olarak yorumlama: Olaylar kişinin istediği gibi gitmediği takdirde, kişi bu durumu bir felaket ve dünyanın sonu gibi nitelendiriyorsa, bu görüş “felaketleştirme” düşünce kategorisine girer. Örneğin, “Başarılı olamazsam bu bir facia, başarılı olmam benim için ölüm-kalım meselesi” gibi.

  3. Frustrasyona dayanıklılık / Tolerans seviyesi düşüklüğü - “Dayanamam”, “Katlanamam” tarzındaki düşünceler: Burada söz konusu olan, kişinin yaşamaması gerektiğine inandığı olaylarla karşılaştığında, bu durumlara katlanamayacağına inanması ve durumu daha da zorlaştırmasıdır. Buradaki irrasyonel düşünce, “Zorluk çekmeden, sıkıntı yaşamadan, istediğimi, istediğim zaman elde etmeliyim”dir. Ellis, bu irrasyonel düşünce sınıfını “rahatsızlık endişesi” diye isimlendirir.

  4. Ego endişesi-Yetersizlik inançları: Kişi yaşadığı bazı rahatsızlıklardan dolayı kendini bir bütün halinde, tamamen başarısız görmeye başlayabilir, aşağılayabilir ve lânetleyebilir. Bu durum kişinin en derinde yatan değersizlik inancından kaynaklanır. Örneğin, “Ben beş para etmez, değersiz biriyim” gibi.


Spesifik İrrasyonel Düşünme Örnekleri


  1. Hayatta önemli bulduğum insanlar tarafından mutlaka sevilmeli ve onaylanmalıyım. Eğer sevilip, onaylanmazsam, bu korkunç olur.

  2. İnsanlar kötü, ahlaksız ve adil olmayan davranışlarda bulunmamalıdırlar. Bulunurlarsa, bu durum onların tamamen kötü insanlar olduğunu gösterir.

  3. Olaylar, istediğim gibi gelişmezse, bu bir felâkettir.

  4. Beklemediğim olaylar karşısında, doğal olarak kaygılanmam, endişelenmem gerekir, başka türlü olamaz.

  5. Her zaman, tamamen yeterli ve başarılı olamazsam (ya da çoğu zaman, önemli bulduğum alanlarda), bu durum, benim yeterli bir insan olmadığımı gösterir.

  6. Problemime mükemmel bir çözüm bulmalı, sonuçlarından emin olmalı ve onları mutlaka kontrol edebilmeliyim.

  7. Hayat adil olmalı. Kimse bana haksız davranışlarda bulunmamalı ve hakettiğim şeylere sahip olmalıyım.

  8. Ben rahat bir şekilde, zorlanmadan, sıkıntısız ve acı çekmeden yaşamalıyım.

  9. Benden daha kudretli ve desteğini alacağım en az bir insana “ihtiyacım” var. Böyle bir insan olmadan yaşamımı sürdüremem.

  10. Hayatın zorluklarının üstüne gitmektense, onlardan kaçmak daha kolaydır.

  11. Duygusal acılar dış faktörlerden kaynaklanır ve benim duygularımı kontrol edebilme ve değiştirebilme kabiliyetim yok.

  12. Geçmişim şimdiki problemlerimin mutlak sebebidir. Geçmişimde beni etkileyen olaylar karşısında çaresizim, onların etkisinden kurtulamam.

REDT’de Emprikal Yanlışlar İçeren Düşünce Kategorileri
Bu sınıflar, Beck’in teorisindeki yanlış düşünce kategorilerine oldukça benzerdir. Otomatiktirler, genellemeler ve abartmalar içerirler. Aradaki en büyük fark, REDT teorisine göre, bu düşüncelerin mutlakiyet içeren düşünce ve inançlardan türediğidir.


  1. “Ya hep ya da hiç” tarzında düşünme: Örneğin, “Önemli bulduğum bir işi başaramazsam (ki başarmam gerekir), ben tamamen başarısız, beğenilmeyecek ve sevilmeyecek bir insan sayılırım” gibi.

  2. “Sonuçlara atlama içeren” düşünce tarzı: Örneğin, “Beni işimde başarısız gördüler (görmemeliydiler), bundan sonra da beni hep başarısız bir insan olarak değerlendirecekler” gibi.

  3. “Fal bakma / İleriyi görme” şeklindeki düşünceler: Örneğin, “Şimdi beni başarısız görüyorlar ve hep öyle görecekler” gibi.

  4. “Sadece olumsuzlukların üzerinde durma” tarzındaki düşünceler: Örneğin, “Hayatımda herşey ters gidiyor, iyi giden hiç bir şey yok ve ben ters giden olaylara (ki hayatımda terslikler olmamalı) dayanamıyorum” gibi.

  5. “Olumlu olayların üzerinde durmama” tarzındaki düşünceler: Örneğin, “İnsanlar bana kompliman yaptıkları zaman, bunu sadece bana nazik olmak için yapıyorlar ve aptalca hareketlerimi (hiç bir zaman yapmamam gereken) unutuyorlar” gibi.

  6. Her zaman veya hiç bir zaman genellemesi: Örneğin, “(Hep iyi olması gereken) yaşam şartlarım tahammül edilmez nitelikte ve hep böyle kötü kalacak ve ben hiç bir zaman mutlu olamayacağım” gibi.

  7. Aşırı önemseme ya da önemsememe: Örneğin, “Bu olaylardaki başarım şans eseri ve önemli değil. Fakat hatalarım (hiç yapmamış olmam gereken) çok kötü ve affedilir düzeyde değil” gibi.

  8. Etiketleme ve genelleme: Örneğin, “Önemli bulduğum hiç bir işte başarısız olmamalıyım, ama oldum (olmamalıydım), bu yüzden de ben başarısız bir insanım” gibi.

  9. Tamamen kendi üstüne alma - Kişiselleştirme: Örneğin, “Bu işin ters gitmesi tamamen benim yüzümden oldu. Ben davranmam gerektiğinden daha kötü hareket ettiğimden, insanlar benimle alay ediyorlardır ve herhalde alay ettikleri tek kişiyimdir” gibi.

  10. Mükemmeliyetçilik: Örneğin, “Bu işi iyi yaptım ama yanlışlarım vardı, oysa mükemmel (kusursuz) yapmalıydım, bu yüzden de ben yeterli bir insan değilim” gibi.

  1   2   3   4

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri iconTemel eser biLGİ yarişmasina hazirlik sorulari

Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri iconBilimsel Toplantı Organizasyonlarında Uyulması Gereken Temel Etik Kurallar 23

Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri iconEĞİTİMCİler iÇİn okunmasi tavsiye edilen 100 temel kitap

Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri iconCeza hukuku, suç adı verilen insan davranışının yapısını inceleyen...

Temel biLİŞsel-davranişÇi terapi modelleri iconA dını alan ailenin temel sazıdır 17-24 perdesi vardır. Meydan sazından...


Edebiyat




© 2000-2018
kişileri
ed.ogren-sen.com