İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ


sayfa1/13
ed.ogren-sen.com > Edebiyat > Evraklar
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

RADYO TV ANABİLİM DALI

CENGİZ AYTMATOV’UN ESERLERİ VE ESERLERİNDEN SİNEMAYA

UYARLANAN FİLMLER ÜZERİNE BİR İNCELEME

(Doktora Tezi)
Tez Danışmanı

Prof.Dr.Durali Yılmaz
Hazırlayan

Mustafa Çetin

90/7082

1994


ÖNSÖZ I – III


I. BİRİNCİ BÖLÜM 1 - 58
A – RUS EDEBİYATI VE SOVYET EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ 1 - 13

1. ÇAR BİRİNCİ PETRO ve BATIYA YÖNELİŞ 2 - 3

2. ALEKSANDR PUŞKİN : GERÇEĞE YÖNELİŞ 3 – 5

3. DEVRİM VE DEVRİM SONRASI EDEBİYAT 5 – 13
B ­– SOVYET EDEBİYATININ KIRGIZ EDEBİYATINA ETKİLERİ 14 – 58

1. KIRGIZ EDEBİYATI 15 – 17

2. CENGİZ AYTMATOV’UN HAYATI VE ESERLERİ 18 – 27

3. AYTMATOV’UN ESERLERİ, ESERLERİNDEKİ ORTAK TEMALAR

VE EDEBİ ANLAYIŞINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER 28 – 58

II. İKİNCİ BÖLÜM 59 – 84
A – EDEBİYATTAN SİNEMAYA UYARLAMALAR 59 – 71

1. EDEBİYATTAN TİYATROYA 63 – 65

2. EDEBİYATTAN SİNEMAYA 66 – 71
B – SOVYET SİNEMASINDA EDEBİYAT UYARLAMALARI 72 – 79

1. EDEBİYAT UYARLAMALARI AÇISINDAN CENGİZ AYTMATOV’UN

ESERLERİNDEN YAPILAN FİLMLER 75 – 79
C – TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA EDEBİYAT UYARLAMALARI 80 – 84

1. TÜRKİYE’DE EDEBİYAT UYARLAMALARI 80 – 81

2. DÜNYADA EDEBİYAT UYARLAMALARI 82 - 84

III. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
A- RUS SİNEMASI VE SOVYET SİNEMASINA GENEL BİR BAKIŞ 85-98

1. SOVYET SİNEMASI ETKİSİNDE KIRGIZ SİNEMASI 91-92
2. CENGİZ AYTMATOV’UN SİNEMA DÜNYASI 93-98

B- CENGİZ AYTMATOV’UN ESERLERİNİ SİNEMAYA UYARLAYAN YÖNETMENLER VE ÇALIŞMALARI 99-123

1. LARİSSA SHEPITKO 99-100

2. IRINA POPLOVSKAYA 101-103
3. SERGEI URUSSEVSKI 104
4. ANDREI M. KONCHALOVSKY 105-106
5. KAREN GEVORKYAN 107-108
6. HOCAKULU NARLIYEV 109-112
7. TOLOMUŞ OKEYEV 113-116
8. POLATBEK ŞEMSİYEV 117-121
9. DİĞER ÇALIŞMALAR 122-123

IV. SONUÇ 124-126
V. BİBLİYOGRAFYA 127-140
VI. EK:

A.CENGİZ AYTMATOV İLE KONUŞMA 141-156

KISALTMALAR



Ank. : Ankara
C.A. : Cengiz Aytmatov
C.A. : Chingiz Aitmatov
Çev. : Çeviren
İst. : İstanbul
K.M. : Kaltay Muhammedanov
MSD. : Milliyet Sanat Dergisi
Nr. : Numara (sı).
So.Fi. : Soviet Film,Sowjetfilm
Sov.Lit. : Soviet Literature, Sowjetliteratur
Tr. : Translation, Translated
Tsch.A. : Tschingiz Aitmatow
Yay. : Yayınevi, Yayınları, Yayını

ÖNSÖZ

Cengiz Aaytmatov’un edebi dünyası yanında bir de sinema dünyasının olduğu düşünüldüğünde, edebiyat, sinema ve edebiyat uyarlamaları birleştirilerek ele alınması gerekiyordu. Yazarın dünyasına ancak bu şekilde ulaşılabilecekti.
Aytmatov her ne kadar bir Kırgız yazar olsa da aslında Sovyet edebiyatının ya da tam anlamıyla Rus edebiyatının yetiştirdiği en önemli yazarlardan biri. Bu yüzden konuya Sovyet ve Rus edebiyatı açısından yaklaşmak, yetiştiği edebi zemin üzerinde de durmak gerekliydi. Aynı konu Kırgız sineması içinde geçerliydi. Sovyet-Rus sinemasının etkileri, hatta ağırlığı söz konusuydu.
Sovyet Rus edebiyatı ve sineması üzerinde çalışmamızda önemle durduk. Bunun sebebi gerek konumuzun bir parçası olması, gerekse dünya edebiyatı üzerindeki etkisiydi.
Aytmatov’un roman ve hikayeleri yanında müstakil senaryo çalışmalarının olması, Kırgızistan Sinemacılar Birliği Başkanlığı yapmış olması, eserlerinden uyarlanan filmlere dolaylı katkılarının olması onun bu yönünün özellikle incelenmesini gerektirmektedir.
Aytmatov’u ele alırken Sovyet ve Rus edebiyatı çerçevesinde değerlendirmemize rağmen, bakış açımız”millet”, “kimlik”açısından olmadı. Aytmatov aldığı etkilere rağmen bir Kırgızdır ve her zaman bu hüviyetine sahip çıkmıştır. Kırgız geleneğini beslemiş, sesini duyurmuş, dünyaya açmıştır. Gelenekseli, kendi aslına tam olarak sahip çıkarak evrensele taşımıştır. Bunu her vesileyle hatırlatmayı da ihmal etmemiştir.
Yazar”Sovyet” olmayı da reddetmez. Hadiseyi zaman ve şartlar çerçevesinde değerlendirir. Bilindiği gibi bugün hala Rusya’nın Lüksemburg Büyükelçiliği görevini sürdürmektedir. Ama göreve Sövyetler Birliği’nin Büyükelçisi olarak başlamış, dağılma sonrası her şeyin Rusya’ya devri ile makamın da devri sözkonusu olmuştur. Bu bir kimlik problemi değil, şartların getirdiği bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Yazarın bakış açısı da bu yöndedir. Tezimize başlangıç itibarıyle kronolojik bir sırayla başlamış olsak da daha sonra konulara uygun bir sıra takip ettik. Genel konu başlıklarımız olmasına rağmen çalışmamızı bir bütün olarak ele aldık.


Birinci bölümde Rus ve Sovyet edebiyatını, Kırgız edebiyatını, Aytmatov’un hayatı ve edebi dünaysını oldukça geniş bir şekilde ele aldık. İkinci bölümde edebiyat uyarlamaları üzerinde durduk. Üçüncü bölümde ise Rus-Sovyet sineması ve Kırgız sinemasını, Aytmatov’un sinemaya yaklaşımını, yazarın eserlerini sinemaya uyarlayan yönetmenlerin çalışmalarını ele aldık. Müstakil bir bölüm olarak da Cengiz Aytmatov ile Lüksemburg’da yaptığımız konuşmaya yer verdik. Bölümlerin her biri bütünün parçaları olarak sıralandı.
Cengiz Aytmatov’u Sovyet ve Rus edebiyatı çerçevesinde ele aldığımız çalışmamızda, yazarı bütün dünyasıyla vermeye çalıştık. Yer yer konularımızın genişlemesi tamamıyle yazarın hayatıyla ilgilidir. Cengiz Aytmatov için veteriner, politikacı, araştırmacı, tiyatrocu, Türkolog, sinemacı, senarist tanımlarının hepsi kullanılmaktadır. Bu durumda konuların farklı sahalara kayması normal karşılanmalıdır.
Eserleri üzerinde dururken her eserini diğerleriyle mukayese ettik ve eserlerden yola çıkarak değişik konulara yöneldik. Bu yukarıda da belirttiğimiz gibi yazarın dünyasıyla ilgilidir. Aytmatov’u klasik roman veya hikaye eleştirisi kalıplarıyla incelemek sağlıklı olmayacaktı. Çünkü yazar eserlerinde kendisine, kendi yaşadıklarına sıkça yer veriyordu.
Edebiyat uyarlamalarına ayrılan bölümde konuyu hem genel anlamda hem de Kırgız ve Sovyet edebiyatı açısından ele aldık. Sovyet sinemasında uyarlamaların önemi, dünya sinemasında ve Türk sinemasında edebiyat uyarlamalarına bakış da değerlendirmemizde yeraldı. Edebiyatçılar ile sinemacılar arasında her zaman tartışma konusu olan edebiyat uyarlamalarının tarihi sinemanın ilk yıllarına kadar uzanmaktadır. Sovyet sinemasında da başlangıçtaki filmler önemli eserlerden uyarlanmıştır. Bu tarz Sovyet ve Kırgız sinemasında günümüze kadar sürmüştür.
Bu üç bölümün dışında Cengiz Aytmatov ile Lüksemburg’da yaptığımız görüşmeye de bir ek bölüm olarak çalışmamızda yer verdik. Yazarın kendi eserleri, yazar ve eserleri ile ilgili diğer çalışmalar yanında bu konuşma da başvurduğumuz kaynaklar arasındaydı.
Çalışmamızı en başından beri destekleyen, yardımlarını esirgemeyen, sabırla yol gösteren, tez danışmanım Prof. Dr. Durali Yılmaz’a teşekkürü borç bilirim.
Mustafa Çetin

BİRİNCİ BÖLÜM

RUS EDEBİYATI VE SOVYET EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ

Bütün edebiyat geleneklerinde olduğu gibi Rus edebiyatının da ilk örneklerini sözlü edebiyat döneminde görürüz. Aruz benzeri bir vezin ile dillerde dolaşan bu şifahi ürünlerin yazıya geçişi ise ancak 18.yüzyılda olmuştur. XI. Yüzyılda Hristiyanlığı benimseyen Ruslar edebiyatlarının ilk temellerini yunanca ve Slav dillerinden yapılan dini mahiyetteki tercümelerle atmış oldular. Yazılı eserler de yine aynı döneme ait olup yine dini eserlerdir. Geçmiş Yılların Öyküsü adlı eser Tatarlarla mücadelelerini, Zadonşeine adlı eser ise Moğollarla savaşlarını anlatır. Bunlara İstanbul’un fethinden duydukları acıyı anlatan bir eser de ilave edilebilir. 15. Yüzyılın sonlarında işgalden kurtulmuş olmanında sevinciyle yeni bir edebi hareketlenme görülür. Yine dini ve tek taraflı siyası çalışmalar ön plandadır. Bu çiziginin dışına sadece bir seyahatname çıkabilmişti. (Üç Denizde Yolculuk). Bu arada ilk matbaa da kurulmuştu(1).
17. Yüzyılda bu defa İsveç ve Polonya ordularının işgaline maruz kalan Rusya, bu sayede halk edebiyatı örneklerine yönelmiş, dini mahiyeti taşımayan eserler kaleme alınmaya başlamıştır. Hayatım adını taşıyan Avvakum adlı bir papazın yazdığı eser dikkat çekmektedir(2).
Yine bu arada Hırvat göçmeni olan Krizaniç, Slavları birleştirmek gayesiyle bir çalışam yaptı. Kolişihin adlı siyasetçi de Moskova sarayını anlatan bir çalışma kaleme aldı.


1- Büyük Larousse, C19, s.9986,9987, İnterpress Yay., 1993

2- Temel Britannica, c., s.298, Ana Yay., 1993.

2


ÇAR I. PETRO VE BATIYA YÖNELİŞ


18.Yüzyılda Rusya’nın gerek sosyal ve siyasi gerekse edebi anlamda büyük bir değişim yaşadığı, yerel çekişmelerin ve feodalitenin daha merkezi bir şekil kazandığı dönem olmuştur. Bu dönem aynı zamanda günümüze kadar uzanan ve hemen her sahada görülen hızlı değişimin de başlangıcını teşkil eder. Politika ile sanatın iç içe, bazen birinin diğerini ağırlıklı olarak etkilediği hareketlilik günümüze kadar adeta gelenek halinde devam etmiştir.
Hristiyanlıkla II. Yüzyılda tanışmalarına rağmen batı ile bir türlü sağlam temelli beraberlik tesis edemeyen Ruslar, Çar I. Petro ile hedeflerine ulaşmışlardır. Dinde reform hareketleri, Yunan ve diğer batı klasiklerinin tercümeleriyle ekonomik ve sosyal anlamda batıya yönelme başlamış oldu. Bu arada sanat yeniden halktan kopup soyluların tekeline girdi. Bu monarşinin, sarayın güçlenmesinin – o dönem için- beklenen sonucuydu. Edebi türler çeşitlendi, batı kaynaklı yeni sahalar açıldı. Özellikle Fransız klasizmi Rus edebiyatını etkisi altına aldı. Klasizmin hiçbir şekilde Rus edebiyatına veya kültürüne uyarlanmadan olduğu gibi ölçülü duygu aktarımı, akıl ve mantık anlayışı orijinal haliyle transfer edildi. Anlatımda açık olmak, mantık ve sadelikten ayrılmamak esastı(3).
Dini mahiyetteki eserlerin yerini dünyevi bir bakışın alması büyük bir kültür değişimini de beraberinde getirdi. Şövalyelerin kahramanlık hikayeleri, macera ve aşk hikayeleri, tercüme, taklit ve orijinal halleriyle ortaya çıktı.
Montesquie’dan ve antik Yunan edebiyatından çeviriler yapan Antioh Kantemir, Rus edebiyatının ilk önemli şahsiyetlerinden Mihail Lomonosov, şair Tredyakovski, A.Sumarakov, M.Heraskov, G.Derjavin devrin, dolayısıyla klasizmin temsilcileriydiler.
18. Yüzyılın sonlarına doğru yine Fransız klasizminin tesiriyle aydınlanmacı bir nesil ortaya çıktı. Özellikle J.J.Rousseau ve Voltaire etkiliydi. Denis Fonvizin (Tiyatro), İvan Krilov (Fabl), A.Griboyedov, F.Emin, N.Karamzin, A.Radişçev, diğer önemli edebi şahsiyetlerdir.

3- A.g.e.s. 298.

3

Goethe, W.Scott, Diderot gibi sanatçıların tesirlerine sıkça rastlanıyordu(4).
Bu dönem özellikle Puşkin’le başlayan gerçekçiliğin hazırlık dönemi mahiyetindeydi. Bu gerçekçilik anlayışı günümüzde ömrünü tamamlayan sosyalist gerçekçiliğin ilk halkasıydı.

ALEKSANDR PUŞKİN: GERÇEĞE YÖNELİŞ

Eski ile yeniyi birbirine bağlayan zincirin tam ortasında yer alan Puşkin, esasında batıya gerçek anlamda bir açılıştı. Tabii kendine has çizgisini de ortaya koyarak.
Her asil Rus ailesinde olduğu gibi Puşkin de Fransız kültürüyle yetiştirildi. Yunan, Latin klasiklerini, Voltaire ve Rousseau’yu tanıdı. Rus dili ve edebiyatını çok iyi kavradı. Romantizm ve klasizmin tesirindeki eserleri zamanla yeni bir gerçekçilik anlayışına yöneldi. Özgürlük Kasidesi, Ruslan ve Ludmilla, gerçekçi çizgisinden önceki döneme ait eserlerdir.
Puşkin, soyluların çelişkilerini, halktan nasıl uzaklaştıklarını tesbit etmiş, en yakınlarını bile bu konuda eleştirmiştir. Kendisi de yer yer abartılı olmasına rağmen halka yaklaşmaya çalışmış ve halkın ruhi ve sosyal dünyasının gelişmesi için çaba harcamıştır. “Puşkin Gerçekçiliği” denilebilecek bir yol ortaya çık(ar)mıştır(5).

Açık ve herkese ulaşmayı deneyen bir dil kullandı. Gelenekselin evrensele ulaşması hadisesi Puşkin’in bu uslubuna çok şey borçludur. Muhteva ve şekli çok iyi birleştiren Puşkin, batı edebiyatı ile Rus edebiyatı arasındaki uçurumu kapatmıştır.
Yevgeni Onegin gerçekçilik akımının başlangıcıdır. 19. Yüzyıl ortalarına doğru Puşkin’in izinden giden kuşak, romanı edebiyatın en önemli sahası haline geitrmiştir. Slavcılar, batıcılar, fanatik ve radikaller kendilerince realizme sarılmışlardır. Yer yer kendi koydukları kuralların altında ezilmelerine rağmen, çoğunluk vasatın üstünde eserler vermeyi başarmıştır.
N.Gogol başlangıçta folklore ve romantizme önem verdi. Şehir hayatının çelişkisini, bürokrasi ve dev çarkta ezilip giden insanları anlattı. Bir Delinin Notları, Plato vs. bu eserleri arasındadır.


4 - B.Larousse, c.19, s.9986

5 - A.g.e.s.9987


4
Müfettiş’te ise mükemmele ulaşan yazar, çarkın çürümüş, laçkalaşmış dönüşünü dile getirdi(6).
Müfettiş, Rus edebiyatında “Eleştirel gerçekçilik”in en önemli eseri durumundadır. Eserlerde hiç iyi kahraman olmaması da eleştiri boyutunu göstermesi açısından anlamlıdır.

“Gerçekçi eleştiri”nin temsilcisi olan V.Belinski, bu tarzı özellikle Lermontov, Gogol ve Puşkin’in çalışmalarında uygulamıştır. Hegel’in etkisinde kalan Belinski, Slavcılar ile batıcılar arasındaki ayrımda, sosyal demokrat batıcıların arasında yeralmıştır.

Gogol, Belinski, Dostoyevski, Turgenyev bu döneme mühürlerini vurmuş sanatçılarıdır. Her biri birer mektep olan bu yazarlar, günümüze uzanan kuşağın öncüleridir. Bir grup batıcılıktan, bir grup da sanat için sanat anlayışından kopup gerçekçiliğe yöneldi. Her iki grup da zayıfladı ve zaman içerisinde etkisini kaybetti.

Dostoyevski, gençlik yıllarında M. Petraşevski’nin hayali sosyalist mektebinin müdavimiydi. Arkadaşlarıyla beraber tutuklanıp ölüm cezasına çarptırılması, son anda cezasının Sibirya’da on yıl sürgüne çevrilmesi ve ardından Petersburg’a dönüş, onu olgunlaştırmış, bir bakıma dev eserlerinin hazırlayıcısı olmuştur (7).

Dostoyevski, ilk dahil olduğu bu grup ve daha sonraları katıldığı edebi çevrelerden

bir süre sonra tamamiyle kopup, kendine has bir anlayışa ulaştı. İnsan ruhunun kalıba sokulamayacağını ve her şeyin üstünde olduğunu savundu. Yalnız kaldıkça daha da güçlenen Dostoyevski, ilk eserleri olan Ezilenler, Ölü Evinden Notlar’ın ardından Yeraltından Notlar ile devam ettirdiği yükselişini Ecinniler, Suç ve Ceza, Karamozov Kardeşler ile zirveye ulaştırır.

Yaşadığı dönemin zıtlık ve şaşkınlığını, başarılı bir gözlem ile yakalayan Dostoyevski, kahramanlarını her şeyiyle, daha çok da ruh halleri gerginlikleriyle veriyordu.Rus edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da en büyüklerinden olan yazar, günümüzde

de etkisini sürdürmektedir.

6 – A.Behramoğlu, Yazın Akımları Açısından Rus Yazınına Genel Bir Bakış, Türk Dili Dergisi, Ocak 1981, s.375, 376.
7 – A.g.e.s. 379, 380.
5
Dostoyevski’nin yanıbaşında bir başka sanatçı olan Lev Tolstoy, Savaş ve Barış’ı ile hala aşılamamış bir yazardır. Lirik ve epik tarzı, ruhi tanımlamaları ile olayların felsefi ve sosyal boyutunu aynı eserde yansıtmayı başarmıştır. Anna Karenina ise toplumun zıtlıklarını, din ve hukuk kavramının gevşekliğini, yüksek sosyetenin halktan kopukluğunu verir.

Diriliş’te ise kilisenin katı kuralcılığını, soyluların iki yüzlülüğünü ve halktan kopukluğunu, İvan İlyiç’in Ölümü’nde sevgi, aşk, evlilik, içtimai hayat üzerine

düşüncelerini anlatır.
Kendisi de soylu bir aileden gelmesine rağmen, kendi sosyal çevresi dahil, birçok sosyal kurum ve kavrama keskin eleştiriler yöneltmiş, toplumu düşünmeye teşvik etmiştir. Kilise onu susturmaya çalışmış, hapsi veya akıl hastanesine yatırılması söz konusu olmuştur. Tanınmışlığı sayesinde bunlardan kurtulabilmiştir.

Rus edebiyatında, gerçeğin yanında tam anlamıyla insanın anlatımına 19. Yüzyılda başlanmıştır. Bu Avrupa’da feodalizmin yıkılışı, şehir hayatının, sanayileşmenin başlamasıyla ilgilidir. Milli kurtuluş savaşları bütün dünyayı sarmış, insan sanayileşmiş toplumda yalnız kalmaya başlamıştır. Sınıf farkları, çelişkiler belirgin hale gelmiştir. Romantiklerin bu sosyal gelişmelere yaklaşımı duygusal açıdan olmuş, meselenin köküne inememişlerdir. Gerçekçilik ve bilhassa eleştirel gerçekçilik akımları insanı “kişi” olarak ele almayı hedef seçmiştir. Kişinin yüklendiği “kişilik” ise tamamiyle sosyal çevrenin kazandırdığı bir kavramdır(8).
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconMustafa kemal üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ dergiSİ

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconMustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconSosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconUluslararası Türk Kültür Coğrafyasında Sosyal Bilimler Dergisi (turksosbilder)...

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconİstanbul üNİversitesi edebiyat faküLtesi ÇEVİRİBİLİm böLÜMÜ

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconİstanbul üNİversitesi akademik yükseltilme ve atama yönergesi

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconOturum Başkanı: Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya (İstanbul Teknik Üniversitesi)

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan Sn. Ayşem Ersoy ve...

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan Sn. Ayşem Ersoy ve...

İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ iconShz 507 sosyal poliTİka ve sosyal hizmet yönetiMİ


Edebiyat




© 2000-2018
kişileri
ed.ogren-sen.com