Şuara tezkirelerinde galata tasvirleri


sayfa1/5
ed.ogren-sen.com > Edebiyat > Evraklar
  1   2   3   4   5
ŞUARA TEZKİRELERİNDE GALATA TASVİRLERİ

Murat A. Karavelioğlu

ÖZET

Türk edebiyatının temel kaynaklarından olan şuara tezkireleri yalnızca biyografik bilgiler sunan eserler değildir. Tezkirelerin ve diğer tarihî edebî eserlerin sosyo-kültürel bakımdan zengin malzemeler barındıran kaynaklar olduğu düşüncesinden hareketle bu eserlerde İstanbul’un tarihî ve çok kültürlü bir semti olan Galata’nın izi sürüldü. İsminde başlamak üzere çeşitli yönleri tespit edilip örnek metinler üzerinden bir değerlendirme yapıldı. Bu yapılırken ise değişik zaman dilimlerinde Galata’ya uğramış seyyahların gözlemlerinden yararlanıldı. Hatıralarında Galata’yı anlatan kimi yazarların yazdıkları da yapılan değerlendirmelere ışık tuttu. Böylece şuara tezkirelerinde yer alan Galata tasvirleri merkeze alınmak suretiyle diğer bilgi kaynaklarının söyledikleri de gözden uzak tutulmadı. Tüm bu bilgiler, klasik şiirden alınan örneklerle birlikte okunduğunda bütüncül ve örtüşen bir anlatımın varlığı görülmektedir. Galata’nın, bir semt olmanın ötesinde, günümüzde olduğu gibi, tarihsel ve kültürel hayatımızda önemli ve çok yönlü bir yer tuttuğu değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: İstanbul, Galata, tezkire, seyahatname, klasik Türk şiiri, semt, tasvir

ABSTRACT

Tezkere, the biographies of poets, is one of the main components of Classical Turkish literature. As well as the details of the poets' lives, the genre provides a wealth of historical, social and cultural context. Through these biographies we have traced the history of the famously multicultural Galata district of Istanbul (Constantinople). In this study, the assessment initially has been made from the selected texts which mention the district of Galata. The notes of travellers who visited and wrote about the city through the ages have also been used as well as the depictions of Galata in personal memoirs which, we thought, also shed light on this subject. Therefore, we have included both primary and these secondary sources in this study. Together, this information, these references and the excerpts from Classical Turkish poetry, constitute a thorough study. As a result, we see that the district of Galata has always been an important and multifaceted place as it remains today.

Key Words: Constantinople, Galata, poet biographies, travelogues, Classical Turkish Poetry, district, portrayal

Helâkî bir dahi görsem Sitanbul u Kalatayı

Ebed anmaz idim Mısr u Semerkand ü Buhârâyı

Diri oldukça dünyâda iderdüm bu temennâyı

İlâhî yıkma bünyâdın Stanbulun Kalatanun

Geçen yüzyılın ortalarına doğru metin yayımı şeklinde başlayan ve bazı değerlendirmeleri de içeren tarihî metin merkezli akademik çalışmaların bilhassa asrın son çeyreğinde artış gösterdiği görülmektedir. 90lı yılların ortalarından itibaren de metni merkeze alan ve anlamaya, yoruma ve çeşitli yönlerden incelemeye dair bilimsel çalışmaların yoğunlaştığı söylenebilir. Bu meyanda, şehir ve semt tarihi ve tarihsel dönemlerde sosyal yaşam konulu araştırmaların önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz. Zira insan, toplum, sosyal, kültürel ve ekonomik hayat, tarihî hadiseler ve bunların hem kendi dönemlerine hem de günümüze yansıyış biçimleri, dinî, tarihî ve edebî eserlerin asıl ele alınmaları gereken konularıdır. Dolayısıyla tarihsel metinlerden hareketle bir takım sosyo-kültürel verilerin değerlendirilmesi, yakın geçmişten itibaren çağımızın araştırmacılarına yeni ufuklar sunan bir nitelik arz etmektedir.

Türk edebiyatı tarihinde şuara tezkiresi yazımı ilk olarak 15. yüzyılda karşımıza çıkar. Nevaî’nin Mecâlisü’n-nefâis adını verdiği tezkiresi, kendinden sonra Anadolu/Osmanlı sahasında yazılmış tezkirelere örnek olması bakımından çok önemlidir. Tezkireler yalnızca geçmişin veya çağının şair ve yazarları hakkında bilgi veren biyografi türünde eserler değildir. Hele bazı tezkire yazarlarının psikoloji tahlilleri yapmaları, şehir ve semt tasvirleri, olay aktarımları, latife ve hikâyeleri onları salt birer biyografi olmanın ötesine taşır. Lâtifî, Âşık Çelebi, Hasan Çelebi, Safayî, Salim, İbnülemin gibi yazarların tezkireleri bu yönleriyle ayrıca önemli kaynaklardır. Başta bu eserler olmak üzere değerlendirme ve tespitlerimizde Türk edebiyatında yazılmış tüm tezkireler incelenmiştir.

Tarihte bir imparatorluklar başkenti olması ve bugün de ülkemizin kültür, sanat ve ekonomi merkezi olarak en önemli şehrimiz özelliğindeki İstanbul, Osmanlı dönemi eserlerinde de her yönüyle en fazla dikkati çeken ve ele alınan bir medeniyet beşiği olması sebebiyle hakkında çok farklı alanlarda araştırmacıların çalışma yaptığı, kitap ve makaleler, şiir ve yazılar yazdığı şehirdir. Tarihî ve edebî kroniklerimizde anlatılan İstanbul’un dışında mesela Çaylak Tevfik, Ahmet Rasim, Ahmet Refik Altınay, Yahya Kemal, Abdülhak Şinasi Hisar, Sermet Muhtar Alus, Reşat Ekrem Koçu, Ercüment Ekrem Talu, Niyazi Ahmet Banoğlu, Samiha Ayverdi, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şahsiyetler, gerek popüler tarih açısından, gerek sanat anlayışlarının merkezine alarak, gerekse bir medeniyet problemi olarak eserlerinde İstanbul’u sıkça ve başarıyla işlemişlerdir.1 İstanbul’un her bir tarihî semti de aynı şekilde birer kültür hazinesi durumundadır. Sur içi ile şehrin Galata, Eyüp, Üsküdar gibi semtleri kültürel dokusu zengin yerleridir. İsminden başlamak üzere Galata bağ, bahçe ve bostanları, meyhaneleri ve işret âlemleri, kâfir güzelleri ve Hristiyan dilberleri, şairlerin toplanma yerlerinden biri olması, mevlevihanesi, boğazı (Haliç), yetiştirdiği bilgin, şair ve sanatkârları, sınırları içinde medfun önemli kişileri, gayrimüslim sakinleri vb. yönleriyle bu şehrin seçkin ve zengin mirasa sahip bir semtidir.

Semtin özellikleri bunlardan ibaret değildir. Mesela burada bir zamanlar kar kuyularının olduğunu, balıkların yüzdüğü bir çeşmesinin bulunduğunu biliyoruz.2 Öte yandan Galata’nın kılıçhaneleri de meşhurdur. Eskiden İstanbul’da üç önemli kılıç atölyesi bulunurdu. Bunlardan bir tanesi Sultanahmet’te, ikisi ise Galata’da idi. Eskiden beri eğlence hayatının canlılığına bağlı olsa gerek Galata’nın çalgıcıları da çok meşhurdu. İlyas Ağa, Enderun hayatını anlattığı hatıralarında Galata’nın kalabalığına ve her kesimden insanın orada bulunduğuna değinirken “…Galata semtinde hayli sît ü sada peyda ve lâvta ve kemençe sesinden ziyade kendüyi dinlettirdiği…”3 der ve Galata’nın çalgıcılarına göndermede bulunur.

Türk edebiyatında şehir monografileri diyebileceğimiz bir tür olan şehrengiz, şehir ve semt tarihi alanında çalışanlar için özel bir önem taşır. Bu tür eserlerde şehrin tabii, mimari, kültürel, sanatsal güzelliklerinin yanı sıra genellikle güzelleri, devirlerinde herkesçe tanınmış esnafı ve kişileri de anlatılır. Başta İstanbul olmak üzere Antakya, Belgrat, Bursa, Edirne, Gelibolu, Keşan, Manisa, Mostar, Rize, Sinop, Siroz, Vize, Yenice Vardar, Yenişehir gibi şehirler hakkında şehrengizler yazıldığı bilinmektedir.4 Şehrengizlerde Galata ile ilgili bilgilere İstanbul şehrengizlerinden bazılarında rastlanmaktadır. Mesela Tacizade Cafer Çelebi’nin ünlü Hevesname mesnevisinde Galata havasının güzelliği, gayrimüslim tebaanın süslü ve gösterişli dükkânları, meyhaneleri ve görkemli işret âlemlerini hatırlatacak şekilde kısaca anlatılır. Cemalî’nin şehrengizinde ve benzeri eserlerde İstanbul sanki bir ak deniz, Galata ise Frengistan’dır. Azizî ve Kâtibî de Galata’ya birkaç yönüyle kısaca değinmişlerdir.5

  1. Galata İsmi, Sınırları ve Galat Kelimesi ile Olan Ses Benzerliği

Galata’nın şuara tezkirelerinde nasıl tasvir edildiğine geçmeden önce adlandırılışı üzerinde kısaca durmak gerekir. Galata isminin, çevresinde ahırlar bulunmasından ve süt üretiminin yaygın olmasından dolayı “süt” anlamına “galaktus” veya İtalyanca “merdivenli yol” demek olan “calata”dan geldiği ileri sürülmektedir. Bizans döneminde “karşı” anlamında “Pera” deniyordu. Bu yakıştırma, orada yaşayan yabancı tüccarlara karşılık yerli Bizans halkının yabancılığını da anlatan bir kelimedir.6 Evliya Çelebi, Yunancada “gala” kelimesinin süt anlamına geldiğini söyledikten sonra “mukaddemâ Kostantin’in süthanesi olup cümle sağmal hayvânâtları anda durdugiyçün Galata derler” bilgisini verir.7

Galata isimlendirmelerinden biri de “incir” anlamına gelen “sykai” kelimesi ile ilgilidir. Geçen yüzyılın en önemli İstanbul tarihçilerinden olan ve yazdığı fakat ne yazık ki yarım kalan İstanbul ve Boğaziçi kitabıyla bilinen İhtifalci Mehmet Ziya Bey, bu rivayete dikkati çeker: “Galata’ya Bizanslılar devrinde ‘incir’ anlamına gelen Sykai derlerdi. Zira burada pek çok incir ağacı vardı. (…) Eski tarihçilerden Jean Szesse Gilius’un rivayetlerine bakılırsa, milattan 270 yıl önce Galyalıların, Brenus’un kumandası altında buradan geçmelerinden dolayı buraya Galata denilmiştir.”8

Bizans döneminde İstanbul on dört bölgeye ayrılmıştı. Bu bölgelerin on üçüncüsü Galata idi.9 14. yüzyılın ünlü seyyahı İbn Battuta, o dönemde Avrupalılarca çok az bilinen Asya, Afrika, Ortadoğu ve Bizans şehirlerinde dolaşmış ve İstanbul’a da uğramıştı. İstanbul’da geçirdiği süre içinde Galata’yı da gezme fırsatı bulmuş ve Galata hakkındaki gözlemlerini kaleme almıştı. Seyahatnamesinin ilgili bölümü okunduğunda şu bilgilere rastlanır: “Şehrin öteki kısmı ‘Galata’ adını taşıyor. Demin bahsettiğim suyun batı yakasıdır burası. Nehre açılan kapılarıyla burası, bizim Ribâtü’l-feth’i andırıyor. Bu yakaya, hepsi de tüccar olan Frenk (Avrupalı) taifesi yerleşmiştir (…) Bu taife tümüyle ticarete gömülmüştür; sahip oldukları liman, dünyanın en işlek limanlarındandır. Bu limanda yüz kadar kurkûra (çektiri denilen büyük tekne) gördüm. Ufak tekneler ise sayılmayacak kadar çok! Bu tarafta çarşılar gayet renkli ve zengin olmasına rağmen çok pis! Çarşıları birbirinden ayıran küçük dere sade lâğım akıtıyor desem yeridir! Galatalıların kiliselerinde de hayır yok; revnaksız ve sessiz.”10 Görüldüğü gibi İbn Battuta, 14. yüzyılın ilk yarısında Galata’nın nasıl bir yer olduğunu kısaca anlatmaktadır. Seyyahın, gördüğü yerlerle, liman, dükkân ve kiliselerle ilgili değerlendirmeleri genel olarak olumsuzdur. Bu durumu, Heberer’in ifadeleri de tamamlar niteliktedir. Zira Heberer, Galata’daki salgın hastalıklardan bahsederek bunun sebebini pis sokaklara bağlar.11

Galata hakkında yazan seyyahlar Evliya Çelebi, İbn Battuta ve Heberer’den ibaret değildir. Mesela 17. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da bulunan Fransız tarihçisi Robert Mantran, Galata’yı bir Avrupa kenti olmaktan ziyade Frenklerin, Rum, Ermeni ve Yahudilerin yaşadığı bir “kâfir” kenti olarak niteler.12 Keza 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ve bu yıllarda İstanbul’u ziyaret etmiş olan İtalyan seyyah Edmondo de Amicis, Galata’yı İstanbul’un merkezi olarak öne çıkarır. Semtin, iki yanında meyhanelerin, tatlıcıların, berber ve kasap dükkânlarının, Rum ve Ermeni kahvehanelerinin, tüccar yazıhanelerinin ve köhne evlerin yer aldığı dar ve dolambaçlı sokaklarını Londra’nın kenar mahallelerine benzetir. Mahalleler, sokaklar rutubetli ve çamurludur.13 Yazar, Galata’yı açılmış bir yelpazeye benzeterek tepenin üzerindeki kuleyi bu yelpazenin sapı gibi düşünür.14

16. yüzyıldan itibaren Galata surları dışındaki surlar “Beyoğlu” diye adlandırılmıştır. Çünkü bu bölgelerde yabancı yerleşimciler, bunların temsilcilikleri, kiliseleri vardı ve bu durum, Galata’dan ayrı bir dokuyu meydan getirmekteydi.15 İhtifalci, buralara Beyoğlu denilmesini, Trabzon İmparatoru Ioannes Komnenos’un oğlu Prens Alexis’in burada bir müddet ikamet etmiş olmasına bağlar. Bu ikamet, Fatih Sultan Mehmet’in Gürcistan havalisini fethetmesi üzerine gerçekleşmiştir.16

Osmanlı döneminde İstanbul, sur içindeki ana şehrin dışında “bilâd-ı selâse (Eyüp, Galata, Üsküdar)” olarak ayrılmıştı. Bu ayrım idarî ve adlî bir ayrımdı. Her bölge bir kadı tarafından idare edilmekteydi. Galata da “mevleviyet” payeli kadılar tarafından idare edilmiştir. Naiplerle birlikte kadının idare alanı Hasköy ve Boğaz’dan Yeniköy’e kadar uzanıyordu. Dolayısıyla idari yönden Haliç’in kuzey ve Boğaz’ın Avrupa yakası Galata kadılığına bağlıydı.17 Galata kadısı, Müslüman nüfusun da yaşadığı Arap mahallesinde oturmaktaydı.

Galata ismi ve şehrin sınırları ile ilgili aslında bilinen bilgileri özet olarak kaydettikten sonra ismin “galat” kelimesi ile olan ilişkisi üzerinde de kısaca durmak gerekir. Galat, “yanılmak” demektir.18 Galat etmek yahut galata düşmek de yanılmak, yanlışlıkla öyle davranmak veya yanılarak öyle söylemek anlamlarına gelir. Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuara isimli tezkiresinin “Pârepârezade Ahmed Çelebi” maddesinde şairin manzum bir mektubunu kaydetmiştir. Ahmet Çelebi, metnin bir beytinde

Ditreyüp el olıcak ayak sakat

Fikr-i Galata ola gâyet galat19

diyerek “Galata” ile “galat” arasındaki ses benzerliğinden yararlanmıştır. Beyitte şair, elden ayaktan düştüğünü söylemekte ve değil Galata’ya gitmenin, orayı düşünmenin bile yanılmadan ibaret olduğunu dile getirerek hayıflanmaktadır. Beyitte, Galata’nın işret hayatının bolluğu ve güzellerinin şöhreti manası da ima edilmektedir.

Konuyla ilgili bir başka örnek de yine Meşâirü’ş-şuara’da karşımıza çıkar. Âşık Çelebi, tezkiresinin “Merdümî” maddesinde şu ifadelere yer verir: “İstanbulludur. Latifî galata düşüp Galatalı dimişdür. Galata emini Ali Çelebi’nin oğludur.”20 Bu örnekler üzerinden, Galata’nın şuara tezkirelerinde karşılaşılan ilk özelliğinin işte bu “galat” kelimesi ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

18. yüzyılın iki önemli şairi Sümbülzade Vehbî ve Enderunlu Fazıl, aşağıdaki beyitlerinde Galata ismi ile galat kelimesi arasındaki ses benzerliğinden faydalanarak Galata’ya gitmemenin yanlış bir iş olduğunu söylemektedirler. Beyitler, İstanbul şiirleri üzerine antoloji hazırlayan A. Halet Çelebi’nin kitabından (bk. Kaynakça) alınmıştır:

Pek çamurdan bilirim Kumkapu meyhâneleri

Vehbiyâ gel Galata semtine git itme galat (s.145)

Var mı eyâ Galata gibi müferrih bir yer

Doğru söz söyle felek hiç galata meyl itme (s.148)

  1. Galata’nın Bağ, Bahçe ve Bostanları

Tarih boyunca Galata, bağ ve bahçelerinin güzelliği ile anılagelmiştir. Tepelikleri çok olan bu bölgede var olan küçük vadiler, kırlar, bayırlar bahar ve yaz aylarında yeşile bürünür, çeşit çeşit ağaç ve çiçeklerle bezenirmiş. Mesire yerleri geniş ve çok olduğundan Galata’nın gayrimüslim halkı gibi İstanbullu zarifler ve her kesimden insanlar buraya akın ederlermiş. Şuara tezkirelerindeki bağ, bahçe tasvirlerinden önce Galata’dan söz eden bazı kaynaklarda buranın bostanlarının nasıl anlatıldığının bilinmesi gereklidir.



Galata

(And; 16. Yüzyılda İstanbul’dan… s.34)

Pera denilen bölge uzun zaman yalnızca bağlardan ve meyve bahçelerinden ibaret imiş. Bu sebeple tarihî metinlerde ve seyahatnamelerde “Pera Bağları” diye bir adlandırma ile karşılaşılır. Fakat Mantran’ın ifadesine göre zaman içinde bu bağlar, Peralılar ve orada yerleşen Hristiyanlar tarafından sökülerek evler ve bahçelerle doldurulmuştur.21 Yabancı seyyahların “Pera Bağları” yakıştırması Galata’nın meşhur bahçelerinin varlığını kanıtlamaktadır.22 16. yüzyılda İstanbul’a başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden tüccarlar geliyordu. Bunlar için Galata’da yeni yeni mahalleler kuruldu. O devirde, Beyoğlu’nda birkaç mezarlık ile bağlar ve tarlalar vardı.23 Zaten Beyoğlu’ndaki “Tarlabaşı” isminden de anlaşılacağı üzere oraları on altıncı asra kadar tarla imiş.24 Pera’nın yüksek kesimlerinde bağlar, yabancı Hristiyanların oturduğu güzel bahçeli malikâneler bulunuyormuş.25

Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, eski İstanbul’u anlatırken bir zamanlar gerek İstanbul sur içinde ve dışında, gerekse Üsküdar, Eyüp, Kasımpaşa ve Boğaziçi civarında ve mahalle aralarında bile bostanların bulunduğunu haber verir.26 Yazarın, Kâğıthane, Hasköy, Aynalıkavak gibi yerlerin doğal güzelliklerini anlatımı, Galata ve havalisinin bağ ve bahçeleri hakkında geniş bilgi sunmaktadır (s. 118 vd.).


  1   2   3   4   5

sosyal ağlarda paylaşma




Edebiyat




© 2000-2018
kişileri
ed.ogren-sen.com