Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986)


ed.ogren-sen.com > Coğrafya > Evraklar

Cemil Meriç: Kültürden İrfana S

Cemil Meriç: Kültürden İrfana. Hg.: Mahmut Ali Meriç (Bütün Eserleri Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986)






Von der Kultur zur Weisheit





85

Oryantalizm, Sömürgeciliğin Keşif Kolu

İbn Haldun üzerine Avrupa'nın çalışmalarını incelerken çoktandır şuur altımda yaşayan bir inanç berraklaşmış ve son ifadesini bulmuştu: „Oryantalizm: sömürgeciliğin keşif kolu“. Zaten bütün izmler idrakimize giydirilen deli gömleği değil miydi?

„Oryantalizm: sömürgeciliğin keşif kolu“ parlak bir formül ama her genelleme gibi hakikatın ancak bir kısmını belirtiyor. Oryantalizm elbette ki yalnız bu değil. Tarifi son derece güç olan bu disiplinler bütününü herhangi bir slogana hapsetmek imkânsız.

Batı'nın kamusları bu müphem mefhumu daha da müphemleştirmiş, XIX Asrın Üniversel Sözlüğü şöyle diyor: „Doğu kavimlerine ait bilgilerin bütünü: felsefî görüşleri veya yaşaış tarzları; Doğu dillerinin, ilimlerinin, törelerinin, tarihinin incelenmesi … Oryantalizm, yeni bir ilimdir. Bir mânâsı da Batı kavimlerinin menşelerini, dillerini, ilimlerini ve sanatlarını Doğu'ya borçlu olduklarını ileri sürenlerin sistemi.“ „Geniş anlamda, Doğu yaşayış biçimlerinin taklidi.“

Not 1: „Orientalisme“ maddesi, Pierre Larousse, Grand Dictionnaire Universel du XIXème Siècle … içinde, cilt 11, Paris 1874

86:

Çağdaş bir kamus da şu bilgileri veriyor: „Doğu'ya ait nesneler ve Doğu dilleri ilmi... Onsekizinci asırda türköriler, şinuazöriler modasıyla başlayan oryantalizm ondokuzuncu asırda, Mısır seferinden, Yunan istiklal savaşından ve Cezayir'in fethinden sonra gelişti“.

Not 2: „Oriental“ maddesi, Paul Robert, Dictionnaire de la Langue Française içinde, Societé du Nouveau Littré, cilt 5, Paris, 1962

Güzel ama oryantalizmin konusu bu orient neresi? Yine Larousse'a başvuralım: „Avrupa'nın batısına kıyasla doğuda bulunan ülkelerin bütünü: Asya, Mısır'ın hatta Avrupa'nın bir kısmı. Bununla beraber Akdeniz'de sınırları olan ülkelere daha çok Levant denilir.

Oryantalistler, bütün Afrika ile Okyanusya'yı da inceleme konusu yaptıklarından hepsine birden Orient dediler. Ama Akdeniz ticareti, Akdeniz'in doğu sınırındaki bölgelere Levant adını verdiğinden, Mısır'a, Türkiye'ye, Küçük Asya'ya ve İran'a „Doğu“ adı verilmez oldu. Bizce, „Doğu“ (Sibirya müstesna) bütün Asya kıtasıyla Mısır için kullanılmalıdır yalnız“.

Oryantalist ve Oryantalizm kelimeleri Batı kamusları için oldukça yeni. Oryantalist İngiltere'de ilk defa 1779'da kullanılmış, Fransa'da 1799'da. Oryantalizm Fransız Akademisi Sözlüğü'ne 1838'de kabul edilmiş.

Ne var ki, Doğu, Avrupa'nın dikkatini asırlardan beri kendi üzerine çekmiş. Seyyahlar, politikacılar, sanat adamları, asırlardır merak etmiş Doğu'yu.

Not 3: Bkz. „Muhteşem bir Abide: Doğu Kütüphanesi“, Cemil Meriç, Işık Doğudan Gelir içinde. İletişim Yay. 5. baskı, İstanbul, 2012, s. 109-116.

Rodinson Doğu ilimlerinin gelişmesini kalın çizgileriyle şöyle anlatır:

Pariste Yaşayan Doğu Dilleri Mektebi Konvansiyon tarafından 1795'te açılmıştır. Kurucusu: Langlès. Mektebi Avrupa'daki oryantalizm faaliyetinin merkezi haline getiren Silvestre de Sacy.

Not 4: Maxime Rodinson, La Fascination de l'Islam, Maspero, Paris. 1981. Batıyı Büyü-

87:

leyen İslam başlığıyla Cemil Meriç tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Pınar Yayınları, İstanbul, 1983. Cemil Meriç'in bu çevirisi 2003'te ikinci kez basılmış ancak yayınevi, başlığa, kitabın ne orijinalinde ne de çevirinin ilk baskısında yer alan „İslâmın Mirası“ ibaresini ekleyerek başlığı kısmen değiştirmiştir. Cemil Meriç, İslâmın Mirası, Batıyı Büyüleyen İslâm, Pınar Yayınları, 2. basım. İstanbul, 2003, Türkçe çeviri içinde, s. 60-62.

Von Hammer'in kurduğu dergi de (Fundgruben [Fundilen] des Orients) oryantalizmin gelişmesinde büyük bir rol oynayacaktır (1809-1818).

Ondokuzuncu asrın başlarından itibaren Doğu ile ilgili birçok dernekler kurulur: 1821'de Paris Asya Derneği. 1822'de Journal Asiatique yayımlanmağa başlar. 1823'te Royal Asiatic Society of Great Britain and Ireland. 1834'te derneğin gazetesi yayımlanır. Hint'te Williams Jones ve arkadaşlarının kurduğu Bengal Asya Derneği ve Gazetesi (1832). Derneğin Bombay kolu da 1841'de kendi gazetesini çıkarmağa başlar. 1842'de Amerikan Doğu Derneği de bir dergi yayımlar. 1845'te Leipzig'de Alman Doğu Derneği ve Gazetesi çıkmaya başlar.

Onsekizinci asrın ikinci yarısından itibaren Rusya'da da, Doğu, inceleme konusudur. 1804'ten itibaren Kharkov'da ve bilhassa Kazan'ın Müslüman bölgelerinde Doğu dilleri, üniversite eğitiminde yer alır.

Not 5: „Ondokuzuncu Asır: Egzotizm, Emperyalizm, Uzmanlaşma“, Maxime Rodinson, a.g. çeviri içinde, s. 61-62.

Iyi ama Oryantalizm bütün bu milletlerarası çalışmalara rağmen ciddi bir ilim hüviyeti kazanmış mıdır? Rodinson'un bu soruya verdiği cevap kesin bir hayır'dır. Dinleyelim:

1. Oryantalizm, sinoloji, iranoloji vs. Diye bir şey yoktur. Konuları ve özel problematikleri ile tanımlanan belli ilmi disiplinler vardır. Tarihin çeşitli dalları olan sosyoloji, demografi, iktisat, lenguistik, antropoloji veya etnoloji gibi. Bu ilimler çeşitli kavimlere veya bölgelere şu veya bu dönemlere uygulanabilir. Bu kavimlerin, bu bölgelerin veya devrelerin özellikleri dikkate alınabilir.

2. Doğu diye bir şey de yoktur. Dünya üzerinde bir sürü

88:

kavim, ülke, bölge, toplum, kültür var. Bunların bazılarının sürekli bazılarının geçici vasıfları var. Bu antitelerden birinin veya birçoğunu ele alan her ortak çalışma belli bir dönem boyunca devam eden bazı ortak vasıflara dayanmak zorundadır. Spesifik kalan başka karakterleri kendi dışında bırakmak zorundadır.

3. Oryantalizm içinde mahpus kalan, bir getto'ya kapanan ve çok defa bundan hoşlanan nice oryantalist var hâlâ. Başka kültürlerle uğraşan Avrupalı bilginler amelî ve geçici birtakım zorunluluklarla karşılaştıkları için oryantalizm mefhumunu uydurmuşlar. Mensup oldukları topluluğun başka topluluklar üzerindeki hâkimiyeti oryantalizm mefhumunu güçlendirmiş ve bu durum onların görüş açısını adamakıllı çarpıtmıştır.

4. Oryantalistler kendi getto'larından hoşnutturlar dedik. Uzmanlaşmanın icapları, profesyonelliğin cazibeleri yüzünden bu hoşnutluk daha da vahimleşmiştir.

Uzmanlaşma, ciddi ve derinlemesine her ilmî çalışma için kaçınılmazdı. Ama olayların sakatlanmış ve sınırlı bir açıdan görülmesine de yol açıyordu.

Profesyonelliğin cazibeleri de baştan çıkarıcıdır: çevreden görülen hayranlık, itibar ve üstünlük, belli bir ortamda iktidara yükselebilme hırsı. Çok sınırlı bir iktidar ama elde etmek için harcanan gayreleri düşünürsek Napolyon veya Sezar'a yakışacak bir hırs. Profesyonel uzman yetiştiremeyen az-gelişmiş ülkeler bu uzmanların etkisinden kurtulamazlar. Başka disiplinlerdeki uzmanlar oryantalistleri kendi getto'larında kalmaya zorlarlar.

Marx bir ülkenin hayatını parlamentodaki mücadeleler arkasından gören kimseleri meclis budalaları diye vasıflandırıyordu. Çeşitli budalalıklar var. İlmî problemleri sadece kendi uzmanlığı hudutları içine sıkıştırarak görmek de bir nevi budalalık değil mi?

89:

5. Bu davranışları daha da vahimleştiren bir husus var: birçokları konformist bir tutuculuğa yakalanmışlardır. Tutuculuk çok kere şuur altıdır. Konformizm ise davranışlarda bir kolorasyon. Kurulu müesseselere sadakatten ayrılma, yalnız hatalı bir davranış değil zararlıdır da. Tutuculuk değişkenlikten korkmak, değişkenliğe güvensizlikle bakmak demektir. Her istikrarsızlık endişe vericidir. Oysa istikrarsızlık tarihin kanunudur. Tutucu, hareketin aleyhindedir. Bugünkü strüktürlerin sürüp gitmesini ister. Bugünkü strüktürler ebedidirler, çünkü ebedi esaslara sadıktırlar.

Not 6: „Sözlerimizi birkaç Tezle Özetlersek“, Maxime Rodinson a.g. çeviri içinde, s. 111-113.
Edward Said, oryantalizm konusunda Rodinson'dan daha zalim.

Not 7: Edward W. Said, L'Orientalisme, l'Orient créé par l'Occident, Seuil, Paris, 1980. Amerikanca orijinalinden Fransızcaya çeviren Catherine Malamoud: Orientalism, Western Conceptions of the Orient, Routledge and Kegan Paul, Londra ve Pantheon Book, New York, 1978. Eser Oryantalizm (Doğubilim), Sömürgeciliğin Keşif Kolu başlığıyla Nezih Uzel tarafından Türkçeye çevrilmiştir, Pınar Yayınları, İstanbul, 1982. Ayrı yayınlaevi eserin bir başka çevirisini daha basmıştır: Oryantalizm. Türkçeye çeviren Selahattin Ayaz, Pınar Yayınları, 1989. ...

Emperyalizmden çok canı yanan Filistinli edebiyat hocası için oryantalizm bir felaketler kumkumasıdır.

Doğu, Avrupa'nın maddî kültürünün ve uygarlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Oryantalizm, bu uygarlığın kültürel ve ideolojik açıdan değişik bir anlatım şeklidir, değişik bir kelime hazinesi, bir eğitim ve öğreti; kurumlar beraberliği, hayaller ve düşünceler toplamı, doktrinler ve hatta sömürge yönetimi için gerekli bürokrat kadrolar ve yerli yönetim elemanlarıdır oryantalizm. Doğu hakkında ders veren, yazı yazan ve araştırma yapan herkes oryantalist'tir. Ayrıca genel veya özel anlamda, etnolog, sosyolog, tarihçi ve filozofları da, kendi bilimsel disiplinleri ile birlikte oryantalizmin

90:

içine katmak mümkündür. 18. yüzyılın sonu ele alındığında oryantalizm, Doğu'yu konu edinen kurumların tamamı, verilen beyanatlar, takınılan tavırlar, yapılan benzetmeler, bir cins öğreti, yönetim biçimi veya hükümet şeklidir. Bu cins oryantalizm, Batı'nın üstünlük sürdürme taktiği, Doğu üzerinde otorite kurma çabasıdır... Kısaca, oryantalizm, İngiltere ve Fransa'nın Doğu'ya karşı özel bir ortaklığıdır. Bu kelime, hiç olmazsa 18. yüzyıl başlarına kadar, sadece, Hint kıtasını ve İncil'de adı geçen ülkeleri kapsamına almış bulunuyordu. Fransa ve İngiltere 19. yüzyılın başından İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Doğu'nun Doğuculuğun yegâne egemen güçleri idi. Savaştan bu yana Doğu'da Birleşik Amerika öne geçmiş ve kunuya aynen İngiliz ve Fransızların geleneksel görüş açıları ile yaklaşmıştır... 1840'ların sonlarından Birleşik Amerika'nın sahneye çıktığı günümüze kadar geçen devrede, akademilerle, kitaplarla, kongrelerle, üniversitelerle, dış işleri bakanlıkları ile bir hikmet nazariyesi gibi aktarılmaya çalışılan bu fikir sisteminin, aslında korkunç olduğu kadar basit ve anlaşılması kolay bir seri yalan kumkuması olduğu bilinmelidir... Birkaç neslin birlikte çalışarak uzun yatırımlarla meydana getirdiği önemli bir doktrinler ve uygulamalar paketi... İnsan ilimleri objektif olamaz. Âlim de belli bir çerçevenin, belli bir sınıfın adamıdır. Bir inançlar bütününün içinde, bir sosyal yaşantının tam ortasında yahut en azından yaşadığı toplumun parçaları arasındadır... Bilgi her yönden hayatın şartları ile çevrilidir. Bilgiye sahip olan yahut onu kullanmak isteyen hiçbir insan bu koşulları değiştiremez... Doğu'yu inceleyen kişi, ister Avrupalı, ister Amerikalı olsun, kendi gerçeğinin zorladığı temel kuralların dışma çıkamaz... Oryantalizm coğrafî bir ayırım değil, bir seri çıkarlar toplamıdır”.

Not 8: Edward Said, Nezih Uzel çevirisi, s. 16-30

Bu kadar geniş bir alanı incelemeğe nereden başlayaca-

91:

ğız? Said, belli bir sınır çizmek icin Althusser'in koyduğu bir mefhumdan faydalanıyor: problematik. Oryantalizmin kucakladığı meselerin “tamamını İngilizlerin Fransızların ve Amerikaların Doğu hakkındaki düşünceleri ile sınırlamayı düşündüm”. Sonra yazar bu davranışının mucip sebeblerini bir bir sıralıyor. Said için, bütün oryantalizmlerin ortak yönü “Batı kültürü içinde, Doğu'da kurulmuş bir cins otorite” olması... “Bu eserde üzerinde durduğum amaçlardan biri oryantalizmin tarihî otoritesini açığa çıkarmak ve oryantalizmin içinde otorite kurmuş kişileri tanıtmaktır... Doğubilimci, şair veya bilgin olarak Doğudan söz açarken, onun sırlarını Batı'ya yarar bir biçimde ele almakta ve onu Batı için konuşturmaktadırlar. Söylediklerinin içinde Doğu hiçbir zaman ön plana geçmez... Eğer Doğu kendi kendisini takdım edebilseydi herhalde sonuç başka türlü olurdu”.

Sonra yazar, büyük bir tevazu ile itiraf ediyor: “Bu kitap bir başlangıçtır... Belki şu sırada yapılacak en önemli araştırma oryantalizmin yerine neyin geçebileceğini düşünmektir. Diğer kültürler ve diğer halklar, baskı ve yönetme emeli taşımadan, hür ve bağımsız bir görüş açısı ile nasıl incelebilir?”

Yazarın bu progamı hangi ölçüde geçekleştirdiğini, kitabı dikkatle okuyanlar anlayacaktır. Said devam ediyor: “Bu kitabı üç kısım, onbir bölüme ayırdım. Oryantalizm Alanı adını taşıyan ilk kısım, zaman ve tarihsel tecrübe içinde oryantalizmin geniş bir tablosunu çizerek aynı zamanda onun felsefî ve politik motiflerini ele alır. Düzenlenen ve Yeniden Düzenlenen Oryantalizm adını taşıyan ikinci kısım, modern oryantalizmin gelişim çizgisini incelemeği hedef tutar. Bu kısımda bir kronoloji izlenerek şairlerin, sanatkârların ve bir ölçüde değer taşıyan bilginlerin eserlerinde yer alan ortak noktalar araştırılır. Bugünkü Oryantalizm başlığı altında gelişen üçüncü kısım ise, önceki oryantalizmin bittiği yer-

92:

den, yani 1870'lerden başlar. Bu devir İkinci Dünya Savaşı ile en yüksek noktasına ulaşan, Doğu'nun büyük sömürülüş çağıdır. Üçüncü kısmın son bölümü, hegemonyanın İngilizlerin ve Fransızların ellerinden Amerikalıların ellerine nasıl geçtiğini anlatır”.

Not 9: Edward Said, Nezih Uzel çevirisi, s. 37-52.

Said'in kitabı dokulunmaz birer hakikat diye yutturulan, hain ve sinsi yalanları bir bir deviriyor. Dzuşünceye çağıran bir düşünce kitabı, aydınlık, öğretici. Uyuşuk zekâları tokatlayarak uyandırmağa çalışıyor. Susan milyonların müdafaanamesi. Makyavelizmlerin ferman dinlettiği bir dünyada tarafsızlık meziyet olabilir mi? Oryantalizm bomba kitap, yıkıyor ve aydınlatıyor. Belki sakin bir aydınlık değil ama yıldırımda sükunet aranır mı? Okuyacak ve çok defa kendi keninize kızacaksınız. Düşman, hepimizin ortak düşmanı: Yalancı Avrupa ve şuursuz Orta doğu insanı.

Oryantalizm, üzerinde çok konuşulan bir kitap. Konuşulan, daha doğrusu, konuşulması lâzım gelen. Filistinli bir Arap, “Üçüncü Dünya”nın ne korkunç bir gaflet içinde bocaladığını sergiliyor; ağlarını dünya üniversitelerine ve basınına geren bütün bir uzmanlar güruhunun karşısına, sizi yalancılar diye çıkıyor.

Aşağı yukarı aynı konuyu işleyen Rodinson, ihtiyatlı bir hayranlıkla eseri tavsiye eder: “Şarkiyatçıları, elektrik cereyanı gibi sarstı kitap; şarkiyatçılar, yerli yazarlar tarafından şuurlu veya şuursuz birer ajan olarak damgalanmağa alışıktılar. Ama bu defa darbe, ehliyetini kabil ettirmiş bir İngiliz edebiyatı hocasından geliyor... Said'in takdire değer yönü Avrupa oryantalizminin ondokuzuncu ve yirminci asırlardaki ideolojisini aydınlık bir tarife kavuşturmasındadır. Şarkiyatçılara, sandıkları kadar masum olmadıklarını anlatabilirse, yerinde bir iş yapmış olur. Tehlike şurada: Said'in tahlilleri sınırlarına kadar götürülürse, Jdanov'unkine benzeyen

93:

yanlış bir hükme varabilir. Burjuva ilmi, proleter ilmi gibi mübalağalı tasnifler çıkabilir ortaya. Nitekim, zencilerin ilmi ile beyazların ilmini birbirinden ayıran birçok “kontestaterler” görülmüştür. Nice aydınlar, sömürge ilmi ile emperyalistlerin ilmi diye iki ayrı ilimden söz etmeye başladılar. Yanlış ve tehlikeli bir yol”.

Not 10: Maxime Rodinson, a.g.e.

Çok doğru! Hele bizim gibi müzmin bir fikir tembelliği işinde bocalayan toplumlar için... Düşünce, nüans demek. Bir hatadan kurtulurken daha büyük bir hataya düşmek, düşünce tarihimizin en az yarım asırdır şahidi olduğumuz bir alınyazısı. Kendimizi, Batı'nın imal ettiği çarpıtıcı bir aynadan seyrediyor, daha doğrusu, bu aynadaki hayale göre inşa etmeye çalışıyoruz. Said'in kitabı tartışılmaz bir hakikatler mecellesi değil, sisleri dağıtan bir projektördür. Işık, çok defa, gözlerimizi kamaştırıyor; aydınlatılan eşyayı değil, sadece aydınlığı görüyoruz. Kendimize ait milletlerarası sempozyumlarda adımızın bile geçmemesi beni çok üzmüştür. Acaba inkâr edilen bir liyakat mı söz konusudur, yoksa gecekten bu kadar ehliyetsiz miyiz? Neden Oryantalizm'e uzaktan veya yakından benzeyen bir kitabın altında bir Türk'ün imzası yok?
[Zwei Gedichte, in denen Orientalismus thematisch war: von Ali Canip Yöntem “Şarkın Ufukları” und Nazım Hikmet über Pierre Loti...]

95:

Evet... şairlerimiz, zaman zaman kükremiş; Namık Kemal, Renan'a çatmış, ama Batı'nın yalanlarına, deliller göstererek ışık tutan ilim adamlarımız nerede? Edward Said'i okurken eksikliklerimizi daha yakından gördüm. Türkiye henüz bu ayarda bir ithamname kaleme almak ehliyetinden uzaktır. 1- Avrupa'yı tanımıyor 2- Kendi mazisini bilmiyor.

Edward Said, yalnız Oryantalizm denilen bitmez tükenmez okyanusu taramakla kalmamış, bu işi yaparken boğulmamak için nasıl bir usule başvurmak gerektiğini de hocalarına yani Avrupa'ya sormuş. Said, Avrupalı bir hümanisttir. Foucault'yu, Althusser'i dikkatle incelemiş. Insan ilimlerinin ideoloji olduğunu üniversitedeki çalışmaları ile zaten biliyor. Edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiler meçhulü değil. Kısaca Batı irfanının bütün hazinelerinden haberdar. Kitap, Türkçeye çevrildi. Oryantalizm'i sadece okumak bile kolay kolay erişemeyeceğimiz bir seviye gerektiriyor. Tercüme, bütün olarak hiç de fena değil. Teferruata ait birtakım yanlışlar bulup göstermek hiçbir işe yaramaz. Bizce eksik olan aydınlatıcı notlardır. Türk okuyucusu eserdeki şahısları tanımaz. Mefhumlara yabancı-

96:

dır. Kısaca meseleyi rahatça anlaması için hazırlayıcı bilgilere ihtiyacı var.

Not 11: On küsur yıl önce ...

1960'lardan sonra böyle bir kitap yazmayı ben de çok isterdim. Kitabı tanıdıktan sonra, böyle bir işin üstesinden gelemeyeceğimi anladım. Said'in kaynaklarından çoğu, benim de zaman zaman faydalandığım kitaplar. Ama böyle bir terkibi yine de başaramazdım. Said, bana göre, fazla insafsız. Emperyalizmden çok ağzı yanmış. Yine de bana kıyasla daha az Doğulu. Sanırım ki Türk aydınlarının bugün yapabileceği en isabetli iş, Said'leri çevirmek ve yorumlamak. Bu da dile kolay. Fert planında aczimiz aşikâr. Toplum söz konusu olunca, bu nisbî aciz, mutlak ölçüsüne varıyor. Said İngilizce yazıyor, yani okuyucusu bütün medeniyet dünyası, yalnız Üçüncü Dünya'ya seslenmiyor. Hayalimiz ne kadar geniş olursa olsun, bizim okuyucumuz birkaç yüz kişiyi aşmaz. Said'in kitabı iki dünyanın bir muhasebesi. Ortaçağ'da başlayan, daha doğrusu, Hıristiyan dünya tarafından başlatılan bir hesaplaşma. Doğu, gıyaben verilen mahkûmiyet kararlarının farkında bile değil. İlk defa olarak şuurlu bir ses yükseliyor. Ali Canib'in Ey Şark uyan yeter, yeter ey Şark uyan yeter feryadını tekrarlamaktan başka yapacak işler de var. İlk iş okumak.

[Ende des Abschnitts]


Oryantalizm: Orientalistik UND Orientalismus

sömürge: Kolonie
Şuur: bilinç, Bewusstsein

idrak: anlayiş,Wahrnehmung
deli gömleği: Zwangsjacke
hakikat: gerçek, Wirklichkeit, aber auch: Wahrheit
kamus: (geniş) sözlük, (großes) Wörterbuch

müphem: belirsiz, vage, dunkel
mefhum: kavram, Begriff

kavim: Stamm, Volk (nicht: Nation), Ethnie

ilim: (trad.) Wissenschaft

töre: Sitte, Brauch

menşe: köken, kaynak, Ursprung
taklit: imitasyon, Nachahmung


türköriler, şinuazöriler: ?, Chinoiserien

Mısır sefer: Napolyon 1798

Yunan istiklal savaş: 1821-30

Cezayir'in fethi: 1830-47


levante (ital.) = oriens (lat.): Aufgang (der Sonne), also: gündoğusu

müstesna: dişindaki, ausgenommen

Vgl. Wikipedia in versch. Sprachen:„Orient“

Sprachgebrauch verschieden in Dt., Engl., Span-Port.

“Orient” fehlt in frz. Ital., (aber vhd Moyen-Orient Medio Oriente etc, während dieser wieder in Dt. fehlt)

interessant:

japanisch: die beiden Karten, bsd die zweite mit Diskussion, warum Pakistan nicht zum nahen Osten gehört, oder doch?

Russ.: sie unterscheiden beim Nahen Osten noch einen „großen nahen Osten“ (mit Einschluss Maghreb und Afghanistan), das tun übrigens die Franzosen etc. auch, G.W. Bush hat das erfunden

Der deutsche „mittlere Osten“ ist ganz anders (Iran bis Myanmar) und wird so nur in Alemannisch und Polnisch noch beschrieben: middle East ist auf dt. der nahe Osten

Maxime Rodinson (1915-2004), frz.-jüd. Historiker, Orientalist. Marxist.

Josef von Hammer-Purgstall (1774-1856)

?

?Journal of the Asiatic Society of Bengal. Calcutta, 1832

?Journal of the American Oriental Society 1843

? Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft. (ZDMG) 1847

hüviyet = kimlik

iktisat = Wirtschaft

dikkate almak =berücksichtigen


vasıf = Eigenschaft

antite = Entität

mahpus = hapsedilmiş (kimse)
amelî = praktisch

mensup olmak= dazu gehören

mefhum = Begriff

hâkimiyet = Herrschaft

adamakıllı çarpmak = gänzlich verzerren

icap = Erfordernis

cazibe = Anziehung

vahimleşmek = verschärfen

sakat = behindert

yol açmak hier: nach sich ziehen (kötü yol)

itibar = Ansehen

hırs = Ehrgeiz

iktidar = Macht

budala=Idiot, albern
hudut=Grenze, Rahmen


husus=Sache, Thema

tutuculuk=Konservatismus

müessese=Institution, Kuruluş
istikrar=Stabilität

Edward W. Said: Oryantalizm. Sömürgeciliğin Keşif Kolu. Übersetzt von Selahaddin Ayaz. İstanbul: Pınar Yayınları, 1989. (Erstdruck: engl. Routledge & Kegan Paul 1978)

Şark, Batı'nın “maddi” medeniyet ve kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. İşte Oryantalizm, kültürel ve hattâ ideolojik bir açıdan, arkasında müesseseler, kelimeler (ilim, tasvirler, öğretiler, hatta müstemleke bürokrasileri ve müstemleke usulleri) kavramlar olan bir muhakeme biçimini ifade ve temsil eder. Buna mukabil, her ne kadar son zamanlarda Japonya'daki, Kore ve Çin Hindindeki serüvenlerimizin “şimdi” daha ayık, gerçeklere daha yakın bir Doğu bilinci ile sonuçlanması gerekirse de, “Amerika'nın doğu anlayışı” çok daha sığ gözükecektir. Bu arada, Amerika'nın yakın (orta) Doğu'daki artan siyasi ve ekonomik rolü, bizim (Avrupalıların) Doğu anlayışımızdan çok şeyler talep etmektedir. ... (Antropolog, sosyolog, tarihçi yahut dil-bilimci olsun) Özel yahut genel bir açıdan Şark'ı

öğreten, yazıya döken, yahut araştıran kimse Şarkiyatçıdır (Oryantalist) ve yaptığı şey

Şarkiyattır (Oryantalizm).

Althusser: problématique – als Terminus eingeführt.

“A word or concept cannot be considered in isolation; it only exists in the theoretical or ideological framework in which it is used: its problematic.” Vgl.: Ben Brewster: Althusser Glossary 1969, https://www.marxists.org/glossary/terms/althusser/


Orientalistik, Spähtrupp des Kolonialismus

Bei der Untersuchung europäischer Arbeiten über Ibn Khaldun wurde eine Annahme ganz klar, die in meinem Unterbewusstsein längst vorhanden war, und fand den letzten Ausdruck: “Orientalistik: Spähtrupp des Kolonialismus”. Waren nicht sowieso alle Ismen Zwangsjacken, die unsere Wahrnehmung aufgedrückt wurden?

“Orientalistik: Spähtrupp des Kolonialismus” ist eine glänzende Formel, aber sie erklärt, wie jede Verallgemeinerung, nur einen Teil der Wirklichkeit. Natürlich ist Orientalistik nicht nur das. Es ist unmöglich, die Gesamtheit dieser Disziplinen, deren Beschreibung äußerst schwierig ist, in irgendeine Kurzformel einzuzwängen. Westliche Wörterbücher haben diesen dunklen Begriff noch weiter verdunkelt, das Grand Dictionnaire Universel du XIXème Siècle sagt dazu 1874: “Die Gesamtheit an Wissen über die orientalischen Völker: philosophische Ansichten oder Lebensarten; Untersuchung der orientalischen Sprachen, Wissenschaften, Sitten und der Geschichte ... Orientalistik ist eine neue Wissenschaft. Eine weitere Bedeutung meint das System derer, die die These vertreten, dass die Ursprünge, Sprachen, Wissenschaften und Künste der westlichen Völker dem Orient geschuldet sind.” “Im weiten Sinn die Nachahmung orientalischer Lebensformen.”

Auch ein modernes Wörterbuch gibt diese Information: “Wissenschaft der zum Orient gehörigen Gegenstände und orientalischer Sprachen ... Beginnend mit der Mode der Turquoiserien und Chinoiserien im 18. Jahrhundert, hat sie sich im 19. Jahrhundert nach dem Ägypten-Feldzug Napoleons, dem griechischen Freiheitskrieg und der Eroberung Algeriens weiter entwickelt.”

Schön, aber wo liegt dieser Orient, um den es der Orientalistik geht? Wenden wir uns wieder an den Larousse: “Die Gesamtheit der im Vergleich zu Europa im Osten befindlichen Länder Asien, Ägypten und sogar ein Teil Europas. Zusammen damit werden überdies die an das Mittelmeer grenzenden Länder eher Levante genannt.

Da die Orientalisten ganz Afrika und Ozeanien auch zu ihrem Untersuchungsgegenstand machen, nannten sie alles dies zusammen Orient. Aber dadurch, dass der Mittelmeerhandel den Gebieten, die östlich ans Mittelmeer grenzen, Levante nannten, bezeichnete man mit der Zeit Ägypten, die Türkei, Kleinasien und Iran nicht mehr als “Orient”. Unserer Ansicht nach sollte “Orient” ausschließlich für den ganzen Kontinent Asien (ausgenommen Sibirien) mit Einschluss von Ägypten verwendet werden.

Für die großen westlichen Wörterbücher sind die Wörter Orientalist und Orientalistik ziemlich jung. Orientalist wurde in England wohl 1779 erstmals verwendet, in Frankreich 1799. Orientalistik wurde 1838 in das Dictionnaire de l’Académie française aufgenommen. Jedoch hatte der Orient die Aufmerksamkeit der Europäer seit Jahrhunderten auf sich gezogen. Reisende, Politiker, Künstler waren seit Jahrhunderten am Orient interessiert.

Maxime Rodinson beschreibt die Entwicklung der Orientstudien in großen Zügen folgendermaßen:

1795 wurde in Paris die École spéciale des Langues Orientales Vivantes durch den Nationalkonvent gegründet. Gründungspräsident war Louis-Mathieu Langlès. Antoine-Isaac Silvestre de Sacy,sein Nachfolger, machte die Schule zum Zentrum orientalistischer Aktivität.

Die von Josef von Hammer-Purgstall begründete Zeitschrift Fundgruben des Orients (1809-1818) sollte in der Entwicklungen der Orientalistik eine große Rolle spielen.

Seit Beginn des 19. Jahrhunderts wurden viele Gesellschaften gegründet, sie sich für den Orient interessierten: 1821 in Paris die Société Asiatique. 1822 beginnt die Veröffentlichung des Journal Asiatique. 1823 folgt die Royal Asiatic Society of Great Britain and Ireland. 1834 erscheint die Zeitschrift der Gesellschaft. In Indien gibt es seit 1784 die von William Jones und seinen Kollegen gegründete Asiatic Society mit dem Journal of the Asiatic Society of Bengal (1832). Auch die Abteilung der Gesellschaft in Bombay bringt ab 1841 eine eigene Zeitschrift heraus. Die American Oriental Society bringt 1843 eine Zeitschrift heraus. 1847 beginnt in Leipzig die Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft zu erscheinen.

Seit der zweiten Hälfte des 18. Jahrhunderts ist der Orient auch in Russland Gegenstand der Untersuchung. Seit 1804 finden in Charkiw/Charkow und insbesondere in den muslimischen Gebieten von Kasan (?) orientalische Sprachen Eingang in die Hochschulausbildung.
Gut, aber hat denn die Orientalistik trotz all dieser internationalen Anstrengungen eine ernstzunehmende Identität als Wissenschaft erlangt? Die Antwort, die Rodinson auf dieser Frage gibt, ist ein entschiedenes Nein. Hören wir ihn an:

1) Es gibt nicht so etwas wie Orientalistik, Sinologie, Iranologie usw. Es gibt bestimmte Wissenschaftsdiziplinen, die durch Themen und besondere Problematiken definiert sind. Etwa als verschiedene Zweige der Geschichte die Soziologie, Demographie, Wirtschaftskunde, Linguistik, Anthropologie oder Ethnologie. Diese Wissenschaften können auf diese oder jene Epochen verschiedener Völker oder Regionen angewandt werden. Die Besonderheiten dieser Völker, dieser Regionen oder Epochen können in Betracht gezogen werden.

2) Etwas wie den Orient gibt es auch nicht. Es gibt auf der Welt eine Reihe von Völkern, Ländern, Gegenden, Gesellschaften und Kulturen. Diese haben einige dauerhafte und einige vergängliche Eigenschaften. Jede kollektive Arbeit, die ein oder mehrere dieser Objekte behandelt, muss auf einigen solchen Eigenschaften beruhen, die durch eine Epoche hindurch andauern. Spezifische andere Charakteristika bleiben notwendiger Weise draußen.
3) Es gibt immer noch viele Orientalisten, die in der Orientalistik befangen bleiben und sich häufig gerne in einem Ghetto einschließen. Europäische Gelehrte, die sich mit anderen Kulturen befassten, haben den Begriff der Orientalistik erdacht, um einer Reihe von praktischen und temporären Zwängen zu begegnen. Die Herrschaft der Gesellschaften, denen sie angehörten, über andere Gesellschaften hat den Begriff des Orientalismus verstärkt und diese Situation verzerrte ihre Sichtweise gänzlich.
4) Wir sagten, die Orientalisten waren zufrieden mit ihren eigenen Ghettos. Wegen der Erfordernisse der Spezialisierung, der Attraktivität der Professionalisierung, verschärfte sich diese Zufriedenheit noch.

Spezialisierung ist für den Ernst und die Vertiefung jeder wissenschaftlichen Arbeit unausweichlich. Aber sie hat auch einen gestörten und begrenzten Blick auf die Ereignisse nach sich gezogen.

Professionalisierung hat auch einen verführerischen Reiz: Hochachtung von der Umgebung, Ansehen und Überlegenheit, der Ehrgeiz, in einem bestimmten Bereich die Macht zu steigern. Eine sehr begrenzte Macht, aber ein Ehrgeiz, der demjenigen Napoleons oder Cäsars nahekommt, wenn wir die informelle Energie bedenken, die für das Erlangen aufgewandt wird. Wenig entwickelte Länder, die keine professionellen Experten ausbilden, können sich vor dem Einfluss dieser Experten nicht retten. Die Spezialisten in anderen Disziplinen zwingen die Orientalisten, in ihren Ghettos zu bleiben.

Marx hat Leute, die das Leben eines Landes aus der Sicht der Auseinandersetzungen im Parlament betrachten, als Parlamentsidioten abqualifiziert. Es gibt unterschiedliche Idiotien. Ist es nicht auch eine Art Idiotie, wissenschaftliche Probleme zu sehen, indem man sich lediglich im engen Rahmen des eigenene Expertentums bewegt?

5) Es gibt noch etwas, das dieses Verhalten noch verschlimmert: Viele sind von einem konformistischen Konservatismus befallen. Konservatismus ist oft unbewusst. Konformismus hingegen ist eine Tönung in den Verhaltensweisen. Für etablierte Institutionen ist das Abgehen von Loyalität nicht nur ein Fehlverhalten, sondern auch schädlich. Konservatismus fürchtet sich vor Veränderlichkeit, betrachtet also Veränderlichkeit mit Misstrauen. Jede Instabilität vermittelt Angst. Indessen ist Instabilität das Gesetz der Geschichte. Der Konservative ist gegen Bewegung. Er will das Fortbestehen der derzeitigen Strukturen. Die gegenwärtigen Strukturen sind ewig, weil sie den ewigen Prinzipien treu sind.


Edward Said ist beim Thema Orientalismus noch grausamer als Rodinson.


Für den durch den Imperialismus sehr verletzten palästinensichen Literaturprofessor ist der Orientalismus ein Zentrum von Katastrophen.

Edward W. Said: Orientalism. London: Penguin Books, 2003. (Erstdruck: Routledge & Kegan Paul 1978):

2: The Orient is an integral part of European material civilization and culture. Orientalism expresses and represents that part culturally and even ideologically as a mode of discourse with supporting institutions, vocabulary, scholarship, imagery, doctrines, even colonial bureaucracies and colonial styles. In contrast, the American understanding of the Orient will seem considerably less dense, although our recent Japanese, Korean, and Indochinese adventures ought now to be creating a more sober, more realistic "Oriental" awareness. Moreover, the vastly expanded American political and economic role in the Near East (the Middle East) makes great claims on our understanding of that Orient.

It will be clear to the reader (and will become clearer still throughout the many pages that follow) that by Orientalism I mean several things, all of them, in my opinion, interdependent. The most readily accepted designation for Orientalism is an academic one, and indeed the label still serves in a number of academic institutions. Anyone who teaches, writes about, or researches the Orient – and this applies whether the person is an anthropologist, sociologist, historian, or philologist – either in its specific or its general aspects, is an Orientalist, and what he or she does is Orientalism.


4: To speak of Orientalism therefore is to speak mainly, although not exclusively, of a British and French cultural enterprise, a project whose dimensions take in such disparate realms as the imagination itself, the whole of India and the Levant, the Biblical texts and the Biblical lands, the spice trade, colonial armies and a long tradition of colonial administrators, a formidable scholarly corpus, innumerable Oriental “experts” and “hands”, an Oriental professorate ...

4: From the beginning of the nineteenth century until the end of World War II France and Britain dominated the Orient and Orientalism; since World War II America has dominated the Orient, and approaches it as France and Britain once did.

6: After all, any system of ideas that can remain unchanged as teachable wisdom (in academies, books, congresses, universities, foreign-service institutes) from the period of Ernest Renan in the late 1840s until the present in the United States must be something more formidable than a mere collection of lies.

Wo sollen wir bei einem derart weiten Gebiet mit der Untersuchung beginnen? Said benutzt einen von Althusser geprägten Begriff, um eine klare Grenze zu ziehen: den Begriff Problematik.


24: Perhaps the most important task of all would be to undertake studies in contemporary alternatives to Orientalism, to ask how one can study other cultures and peoples from a libertarian, or a nonrepressive and nonmanipulative, perspective. But then one would have to rethink the whole complex problem of knowledge and power. These are all tasks left embarrassingly incomplete in this study.

25: The three long chapters and twelve shorter units into which this book is divided are intended to facilitate exposition as much as possible.





97-101:

Oryantalizmin Kaynağı





Quelle des Orientalismus

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconBd. İstanbul: İletişim, 1996

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconİletişim Yayıncılık A.Ş. İstanbul

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) icon02. 05. 2013 Tarih ve 2013/33 Sayılı Karar

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconKizilelma iletiŞİm rehberi II

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) icon1995 2001 : Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, televizyon ve sinema modülü

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) icon1 965 yılında doğdu. A.Ü. İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Hürriyet,...

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconİstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde festivalin...

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconT. C. İStanbul cumhuriyet başsavciliğI

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconİstanbul, Haziran 2014

Bd. 12). İstanbul: İletişim, 2013. (Erstdruck: 1986) iconİStanbul film festivali 30 yaşinda!


Edebiyat




© 2000-2018
kişileri
ed.ogren-sen.com